Economy

2020 Portföy Planlaması

İyi bir planlama, objektif kriterlere dayanarak baştan iyi hesaplamalar ile yapılmalı ve uzun vadeli, bağlayıcı temel hedefler içermelidir. Ara hedefler ve karşılaştırma ölçütleri (benchmark criterion) belirlenerek dönemler itibarıyla performans değerlendirmesi yapılması ise başarıya giden yolda bir zorunululuk olup kısa vadede, değişen koşullara göre, istenilen hedeflere ulaşmak için esnek ayarlamalara gidilebilir. Bu bakış açısı ile, öncelikle 2019’un makroekonomik anlamda genel bir değerlendirmesini gerçekleştirerek ileriye dönük finansal planlarımda bazı ayarlamalar yaptım. Ancak bunlara geçmeden, bir iki hususu belirtmekte fayda var:

Makroekonomik Göstergeler

Sayın Mahfi Eğilmez’in, 2019 yılını temel ekonomik göstergelerle incelediği Geldik 2020’ye yazısı ve hemen ardından reel faizde son duruma ilişkin tespitleri oldukça önemli. 2018 sonlarında başlayan resesyon endişesi nedeniyle büyük merkez bankalarının parasal politika değişiklikleri ve bunların gelişmekte olan ekonomilere yansımaları aslında bugün bulunduğumuz noktayı kısaca özetliyor. 

Türkiye ekonomisinde büyüme konusunda yaşanan oynaklık ve gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyümesindeki eğilim ise dikkat çekici diğer bir nokta. Mevcut durumda bu trend değerinin altında bulunan ve son çeyrek verileri ile toparlanma işaretleri veren Türkiye ekonomisinin 2020 yılında da dalgalı, ancak yukarı yönde bir seyir izleyeceğini tahmin ediyorum. Tabii risklerin azalması durumunda yatırımların artacağını ve CDS primindeki düşüş ile finansal getiriler arasındaki ters yönlü ilişkiyi vurgulamaya gerek bile yok.

Diğer taraftan enflasyonun bulunduğu seviye ve ileriye dönük enflasyon beklentileri ile nominal faiz oranları üzerinden hesaplanan reel faiz, gerek fiziki yatırımlar gerekse de finansal aktörlerin tercihinde belirleyici olduğu için dikkate alınması gerekiyor. Türkiye gibi tasarruf açığı olan bir ekonomide 2020 yılı için beklenen negatif reel faizin tasarruf-yatırım dengesi ve dış borçlanma kalemlerine etkisi ile döviz kuruna olası yansımaları göz önünde tutulmalı. Büyüme ve enflasyon problemleri arasında genişleyici para ve maliye politikaları ile ilkinden yana kullanılan tercihin, bütçe ve cari açık yanında diğer göstergelerde de kaçınılmaz etkileri olacaktır.  

Seçilmiş Finansal Göstergeler

TCMB politika faizi

Bu bağlamda öncelikle Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından 2018 ve 2019’da alınan kararları incelersek; politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 8 seviyesinden yüzde 24’e çıkışını ve bir yıl burada kalarak ardından yüzde 12 seviyesine inişini resesyon, riskler ve genişleyici politikalar ile ilişkilendirebiliriz. 

TCMB Net Fonlaması

Aşağıdaki grafikte ise, 2011 yılı başından 26 Aralık 2019 tarihine kadar olan süre içerisinde TCMB’nin açık piyasa işlemleri ve çeşitli enstrümanlar aracılığı ile (repo, depo vb.) farklı vadelerde (gecelik, haftalık vb.) yaptığı fonlamalar ve bu fonlamaların ağırlıklı ortalama faizi gösterilmektedir. TCMB, fonlama işlemleri ile piyasada oluşan likidite ihtiyacının karşıladığı gibi aynı zamanda bu aracı kullanarak piyasada oluşan faizlere de yön vermekte ve enflasyonu kontrol altında tutmaya çalışmaktadır.  

2018 başından beri Net Fonlama miktarı azalış göstermiş olup son üç gündür ilk defa negatif miktarları görmüştür. 26 Aralık tarihinde eksi 12,8 milyar TL seviyesinde oluşan değer, Merkez Bankasının piyasadan likidite çektiğini göstermektedir. Faizlerdeki düşüş ve ekonomiyi canlandırmak için izlenen genişleyici para politikasında sterilizasyona geçildiğinden bahsetmek için erken olsa da bankaların likidite talebinin olmadığı ve swap işlemlerindeki kısıtlamalar nedeniyle böyle bir tablonun ortaya çıktığı söylenebilir. TCMB politika faizi (%12,00) ve TCMB ağırlıklı fonlama maliyeti (%11,94) birbirine oldukça yakın olup gösterge faiz (2 yıllık DİBS %11,77 ve 10 yıllık DİBS %12,18) ile dengeli bir seviyededir. Ancak enflasyon beklentilerine bakarak ortalama fonlama maliyetinin bir taban oluşturduğunu ve 2020 yılı için bir süre bu noktalarda kaldıktan sonra, büyüme varsayımı ile yukarı hareket edeceğini düşünüyorum.  

Aynı tarih aralığında BIST 100 Endeksinin, TCMB ortalama fonlama maliyeti (OFM) ile yüksek ve (çoğu zaman) ters bir korelasyon içinde olduğu görülmektedir. Özellikle OFM’nin çıkış gösterdiği 2011-2012 ve 2013-2014 yıllarında BIST 100’ün sert düşüş gösterdiği; 2014-2017 arasında ise durağan kaldığı; 2019 başından beri ise OFM düşerken bir ralli yaşandığı net bir şekilde ortadadır. Diğer taraftan 2017-2018 dönemindeki istisnai ters hareket, OFM ile birlikte yükseliş, ise Endeksin göreceli olarak çok ucuz kalmasına bağlanabilir. Dolayısı ile önümüzdeki dönemde OFM’nin yönü, eksi reel faizin dolarizasyon ve dış borçlanma üzerindeki etkileri yakından takip edilmeli diye düşünüyorum.

Kaynak: TradingView

Mevduat Dağılım

Bu bağlamda son üç yıl için yabancı para (vadesiz ve vadeli) mevduat toplamının (yeşil çizgi) toplam mevduat içindeki payını incelediğimizde yüzde 45 seviyesinde olan oranın 2017’nin tamamında ve 2018’in başında sabit kadıktan sonra sert bir şekilde yüzde 55’lere çıktığını, ardından yüzde 50 seviyesine inse de 2019 başında tekrar bir yükselişle yüzde 58 zirvesine tırmandığı grafikte görülmektedir. Faiz oranlarında ve risklerde yaşanan gerilemenin sonucu dövize talep azalsa da normal seviyenin üzerinde bulunmaktadır. Mavi çizgi ile gösterilen TL (vadesiz ve vadeli) mevduat toplamındaki ters yönlü hareketler ise bir para ikamesi yaşandığını ortaya koymaktadır. 13 Aralık tarihi itibarıyla yabancı para mevduat toplamının toplam mevduata oranı yüzde 53’tür. 

Yabancıların Portföy Yatırımları

Son olarak 2005-2019 arası dönemde yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’deki portföy yatırımlarını incelersek; Hisse Senetleri ve Devlet İç Borçlanma Senetleri (DİBS) Stokları üzerinden bir iki değerlendirme yapmak yerinde olacaktır. Ekonomik büyüme ve CDS primlerindeki gelişmelerle uyumlu bir şekilde yabancıların portföy yatırımlarını arttırdıkları ve azalttıkları dönemler grafikte görülmektedir. En yüksek hisse senedi yatırımı tutarı olan 80 milyar ABD doları seviyesine FED’in parasal sıkılaştırma açıklamasından önce ulaşılmıştır. Mevcut durumda ise bu değer 31 milyar dolar civarındadır. En düşük değerler 2005’te 17,1 milyar dolar ve 2009’da 18,1 milyar dolardır. DİBS stoku ise bunun yaklaşık yarısı kadar bir değerde olup daha büyük bir erime göstermiştir. 2020 yılı için küresel ve jeopolitik gelişmelerin etkisi ile risk algısındaki yönelimler yatırımcıların portföy tercihleri için belirleyici olacaktır. 

Sonuç 

Tüm bu veriler ve geçmiş tecrübeler ışığında, yukarıda açıklanan temel ve seçilmiş göstergeleri dikkatli değerlendirmek gereken bir süreç geçireceğimizi düşünüyorum. Önümüzdeki yılın BIST 100 açısından yakından takip edilerek aktif geçirilmesi gerektiğini, doğru tercihler ile uzun vadede yüksek getiriler elde edilebileceğini düşünüyorum. Riski düşük, potansiyeli yüksek ve rekabet gücü ile öne çıkan şirketleri tespit etmek de bu anlamda fark yaratacaktır.

Kazançlı yatırımlar ve iyi bir sene dilerim.


Ergun UNUTMAZ, 27.12.2019


Analiz kapsamında kullanılan tüm veriler TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi üzerinden alınarak derlenmiş olup grafikler de bu verilerle üretilmiştir.
https://evds2.tcmb.gov.tr/index.php?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *