Category Archives: Arts, Music & Entertainment

Balık ve Şarap Uyumu

Deniz ürünlerine olan düşkünlüğüm ve şarap tadımı konusunda geliştirmeye çalıştırdığım zevk bu iki kategorinin kesişim alanı üzerine bir yazı yazmamı zorunlu kılıyordu. Öncelikle biraz araştırma yaptım ve bu konuda İngilizce, Fransızca ve Türkçe dillerinde yazılmış birçok yazıyı inceledim. Hatta bazı tavsiyeleri de bizzat uygulamalı olarak denedim. Ancak bu yazıların çoğu ya gerekçesini ortaya koymadan bilindik genel kuralları tekrar ettiği ya da çok teknik detaylarla okuyucuyu boğduğu için daha rafine bir yazıyı kaleme alma konusunda hiç tereddüdüm kalmamıştı.

Einstein’ın “Basitçe anlatamıyorsanız yeterince anlamamışsınızdır.” önermesinden yola çıkarak sade ve etkili olduğuna inandığım birkaç satır yazmıştım ki Vedat MİLOR’un tam da bu söze karşılık geldiğini düşündüğüm yazısı ile karşılaştım. Bu nedenle de henüz tamamlamadığım notlarımın yerine bu makaleyi paylaşmayı daha yerinde buldum:

photo (4)

Deniz mahsulleri ile kırmızı şarap içilir mi?

Niye içilmesin? Adamı hapse atmazlar tabii (en azından şimdilik). Özellikle Batı ülkelerinde bir moda var somölyeler, yani şarap konusunda uzmanlaşmış garsonlar ne kadar yaratıcı olduklarını göstermek için deniz mahsulleri ile değişik kırmızı şaraplar öneriyorlar. Hatta daha da ileri gidiyorlar. İki sene önce Fransa’nın Atlantik kıyısındaki Rochelle şehrinde gittiğim bir lokantada çiğ istiridye ile 15 senelik bir tek malt viski önermişlerdi. İyot kokuları birbirine benziyor diye. Benzemesine benziyor tabii ama bu arada istiridye lezzeti de güme gidiyor. İlk yudumdan sonra ‘bana bir bardak Muscadet şarabı getir’ dediğimde,  garsonun ‘biraz yaratıcı olmak lazım’ falan gibi bir şeyler gevelediğini hatırlıyorum.

Bu açıdan bakılırsa biz Türkler ‘çok yaratıcıyız’ çünkü balık lokantalarında şarap içenler genellikle kırmızı içiyorlar. Hadi kırmızı şarap sosuyla balık hazırlansa bu bir miktar makul görülebilir. Ama bizde balıklar ızgara ya da tava; sossuz. Eğer balık taze ise yazık, çünkü balık yedikten sonra kırmızı şarap içerseniz ağızda adeta konserve balık yemiş gibi metalik bir tat kalır. Kırmızı şarap ile belki en az uyumsuz somon balığı için bile bu böyle. Ayrıca somon ile içilebilecek tek kırmızı belki Fransa’nın Burgonya bölgesinin Pinot Noir üzümünden yapılan bazı kırmızılardır (özellikle Cote de Beaune denen Burgonya’nın güney kesiminden gelen daha hafif içimli şaraplar). Bizde bu şaraplar bulunmuyor.

Ancak oldukça iyi ve deniz mahsulleri ile uyumlu beyaz şaraplar bulunuyor. Lütfen ‘hanımlar beyaz içer’ gibi modası geçmiş takıntıları bırakalım ve avangard bir yaklaşımla istavrit ya da hamsi ile bir Boğazkere’yi yazık etmek yerine ‘klasik’ bir anlayışla balıkla beyaz içelim. Özellikle sıcak yaz günlerinde soğuk bir beyaz, ızgara balık için ‘olmazsa olmaz’ bir eş.

Gerçek şarapsever kimdir?

Üçte bir doldurun kadehi. Bukeyi içinize çekin. 17 tane birincil aromayı ayırt edebiliyor musunuz? Bunları ‘meyvemsi’, ‘çiçeksi’, ‘mineralimsi’ falan gibi alt kategorilere bölebiliyor musunuz? İkincil aromalar gelişmiş mi? Yedi tanesini sayabilir misiniz? Eğer bunları yapamıyorsanız… Sakın üzülmeyin. Onun da sırası gelecek. Buna karşılık her türlü bukeyi içinize çekip, gözlerinizi yumup bu işten haz alıyorsanız. Damağınızda da şarabı bir müddet dans ettirip ondan sonra yutuyor ve damakta kalan lezzetin zevkini çıkarmak için bir dakika ağzınıza herhangi bir lokma atmıyorsunuz. Siz gerçek bir şarapseversiniz.

Şarap konusu ve analizi bir bilim dalı değildir. Sanat işidir. Aynı resim, şiir, müzik gibi. Önce duyguların uyanması ve harekete geçmesi gerekir. Nasıl güzel bir şiir, enfes bir melodi, muazzam bir tablo insana tarifi zor bir haz verir ve duyguları harekete geçirirse benzer duyguların enfes bir şarap içerken de yaşanması gerekir. Duygular kuvvetli olunca haz ile nefret iç içedir. Bir Wagner operası dinlerken kendinden geçip gözlerini yuman insan rap müziği çalarken kulaklarını tıkayıp var hızıyla oradan kaçabilir. Bir Nazım ya da Ahmet Haşim şiiri okurken gözünden hazdan yaş gelen adam kötü bir şiir karşısında öfkesinden ağlayabilir. Picasso seven adam Dali’yi yarı şarlatan bulabilir. Ama kayıtsız kalamaz okuduğu şiire, baktığı tabloya, dinlediği müziğe. Şarap da böyle. Eğer ‘alkol olsun, biraz kafayı bulalım’ diyorsanız, şarapsever değilsiniz. Şarapseverliğin ölçütü bu işten haz almak ve seçici olmaktır.

Eğer içtiğiniz şarapların, özellikle de Yeni Dünya’dan ithal şarapların yüzde doksanından nefret ediyorsanız kanımca gerçek bir şarapseversiniz. Kalite mühim sizin için. Emin olun gün gelecek zevkinize uygun ve ağzınıza layık şaraplar da bulacaksınız. Analiz işine de sıra gelecek. Ama kötü, hatta berbat şarapları analiz etmek kadar saçma bir şey yoktur dünyada.  Kötü bir şarabı analiz etmek abesle iştigal etmektir. Şahane bir şarabı içerken de çok konuşmak aynı cinsel ilişki sırasında gevezelik etmek gibidir. Günahtır.”

Vedat Milor’un diğer yazılarına linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bununla birlikte tekrar kendi notlarıma dönerek küçük bir öneride bulunabilirim: Kendisi zaten oldukça zengin ve yağlı bir balık olan somon ile şarap eşleştirirken somonu nasıl pişireceğiniz ve yanında hangi garnitürleri kullanacağınız seçiminizi etkileyecektir. Izgarada pişirilmiş bir somonun sebze ve yeşillikler ile servisi söz konusu ise Chardonnay veya Sauvignon Blanc sizi memnun edecektir.

Canlı bir beyaz şarap olan Chardonnay eğer krema kullandıysanız meşe, tereyağ ve vanilya aromaları ile tadı tamamlarken armut, limon, elma ve şeftali bukeleri de menünüze renk katacaktır. Diğer taraftan eğer sebze ve salatalar eşliğinde bir somon servisi durumunda Sauvignon Blanc’ın doğal asiditesi, limon ve mineral karışımı ile biçilmiş çim kokusu güzel bir eşlikçi olacaktır. Ayrıca, yukarıda verilen Somon – Pinot Noir eşleşmesini de denediğimi ve beğendiğimi de belirtmekte fayda görüyorum. Yandaki resimde kendi hazırladığım ‘ızgara somon – Chardonnay’ uyumu bunun başarılı bir örneğiydi.  

Afiyet olsun!

Ergun UNUTMAZ, 18/05/2014

Fotoğrafçılık ve Hukuk

[1]  Deklanşöre basarak elde edilen görüntü güzel bir “an”ı yakalama sürecinin bir aşaması olmak dışında hukuksal alanda da birçok sürecin başlangıcı olarak değerlendirilebilir. Bu değerlendirme; fotoğrafın niteliğine, fotoğraf çekenin amaç ve kullanım şekillerine ve tabii ki özel durumlara göre farklı olacaktır. Çünkü fotoğraf çekmek sıradan bir eylem, keyifli bir hobi, bir sanat eseri yaratma süreci veya profesyonel bir uğraş olmak gibi geniş bir yelpazede değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Fotoğrafçılık üzerine Türkiye’deki hukuk sistemi anayasada, kanunlarda ve diğer mevzuatta çeşitli düzenlemeler öngörmüş; kişilerin hak ve ödevlerini geniş bir çerçevede hüküm altına almıştır. Nasıl fotoğraf çekmek sadece deklanşöre basmaktan ibaret değilse, söz konusu düzenlemelere de tek bir sayfada ulaşmak ve her durum için geçerli bir sonuca varmak sağlıklı bir yaklaşım olmamaktadır. Dolayısı ile gerek fotoğraf çeken gerekse de fotoğrafı çekilen kişilerin haklarının bilinirliğini yaygınlaştırmak amacıyla detaylı araştırmalar yapmak gerekmektedir. Bu doğrultuda; ilgili hukuki düzenlemeleri, yargı kararlarını ve bu konuda daha önce yapılan çalışmaların bazılarını bilgi birikimim çerçevesinde inceleyerek bu araştırmayı hazırladım.   

Fotoğraf ve hukuk ortak alanında yapılan çalışmalar arasında en kapsamlısının, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu’nun (TFSF) 2. Dernekler Ortak Toplantısı için ortaya konan metin olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar, söz konusu metin 2008 yılına ait olsa da kurgunun sadeliği ve basitliği yanında ortak aklın gereği olarak bu çalışmada da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Araştırma üç bölümde hazırlanmış olup ilk bölümde fotoğrafın hukuki niteliği, ikinci bölümde fotoğraf çeken kişilerin hakları, üçüncü bölümde ise fotoğrafı çekilen kişilerin hakları üzerinde durulmuştur. Son olarak ise, tüm bu düzenlemeler sonuç ve öneriler bölümünde bir arada değerlendirilmiş; kişilik hakları ve özgürlüklerin sınırı tezi kapsamında fotoğrafçılık üzerine görüşlere yer verilmiştir.

Ergun UNUTMAZ, 12/01/2014



[1] Yukarıdaki metin “Fotoğraf Çekiminde Hukuki Boyut” başlıklı araştırmamın “Giriş” bölümü olup araştırmanın tam metni için Fotoğrafçılık ve Hukuk dosyasına tıklayabilirsiniz.

Dijital Fotoğrafçılık


Chris GEORGE[1]

“Başlangıçtan Profesyonelliğe Kadar (A’dan Z’ye) Bilmeniz Gereken Her Şey Bu Kitapta” gibi iddialı bir başlık seçen yazar, gerçekten de tüm bu bilgileri 320 sayfaya sığdırmaya başarmış. Hobi kitabı veya sanatsal değerlendirmeden ziyade bu çalışmanın eğitim yayınları kategorisinde ele alınabilecek bir eser olduğu kanaatindeyim.

 

 

 photography

Fotoğrafçılık gibi geniş bir alanda ve profesyonelliğe kadar uzanan zorlu bir yoldaki okuyuculara hitap etmek için yazar üç bölümden oluşan bir kurgu planlamış.

İlk bölümde görüntü yakalama başlığı altında: Donanım ve yazılım, yaratıcı kontroller, resmi görmek gibi alt başlıklarda gerek fotoğraf makinelerinin ve fotoğrafın teknik detayları gerekse de iyi bir fotoğrafta aranan nitelikler kapsamlı olarak işlenmiş. Bu anlatım sadece nesir şeklinde değil; “iyi-kötü”, “doğru-yanlış” çekim arasındaki farkları anlatan fotoğraflarla yapılmış. Elbette söz konusu fotoğrafçılık sanatı olunca iyi-kötü ve doğru-yanlış kavramları tartışmalı olsa da teknik bir alandan ve profesyonel bir çalışmadan bahsedildiğinde bu farkların siyahla beyaz gibi olduğunu ve bunların kitapta işleniş tarzını oldukça faydalı bulduğumu söyleyebilirim.

İkinci bölüm, manipülasyon adını taşıyor ve adından da anlaşılacağı gibi çekilmiş bir fotoğrafın bilgisayar ortamında işlenmesini inceliyor. Doğal olarak yine tarayıcılar ve yazılım programları gibi donanım üzerine bir giriş, ardından da fotoğraf üzerinde yapılabilecek düzenlemeler aktarılmış. Bu alanda da bilgi sahibi olmak fotoğraf çekerken bazen göz ardı edebileceğiniz sorunları tanımanızı; hata olarak nitelendirilebilecek ufak kusurları giderebilme kapasitenizi artırmanızı sağlıyor. Bazen de sadece eğlence için kullanılabilecek araçları keşfediyorsunuz. Dolayısı ile bu bölümün, güzel bir kareyi sorunlarına rağmen yakalamak için fotoğrafçıyı cesaretlendirdiğini söyleyebilirim.

Son bölüm ise çıktı ve depolama olarak planlanmış. Bu bölüm diğerlerine göre biraz daha zayıf ele alınmakla beraber bence gerekliliği de tartışılır. Ancak, bütüncül bir çerçevede, bu kitapta yer almasını faydalı buldum. Çünkü tüm bu teknikleri kullanarak güzel bir kare yakalasanız, bu kareyi bilgisayar ortamında mükemmelleştirseniz de eğer bu çekimi yüksek çözünürlükte gerçekleştirmediyseniz baskı aşamasında sorun yaşamanız muhtemeldir. Bu yüzden çıktı aşamasını da yakından tanımak, uygulayıcılar için ayrıca önemli hâle geliyor. Son olarak,  çekilen fotoğrafların depolanması, taşınabilirliği ve erişilebilirliği de günümüzde fotoğrafçılık konusuna ilgi duyanların yönetmeleri gereken alanlar olmuştur. Bu nedenle de bu konuya da yer verilmesi kapsayıcı olmuş.

Chris GEORGE’un bu çalışmasını başlangıçtan profesyonelliğe hitap eden, görsel öğeleri yerinde ve bolca kullanan, anlatım tekniği açısından da başarılı ve başucunda bulunması gereken bir eser olarak değerlendiriyorum.

  

 

Ergun UNUTMAZ, 09/12/2013


[1] Chris GEORGE, (The book of digital fotography), İnkılâp Kitabevi Yayın Sanayi ve Ticaret A.Ş., İkinci Baskı, 2011, İstanbul(İngilizce aslından çeviren: Bala TOPRAK).

Hürrem Sultan

TİYATRO 

HÜRREM SULTAN


Orhan ASENA’nın yazmış olduğu, Serhat NALBANTOĞLU’nun yönettiği oyun Ankara Devlet Tiyatrolarında gösterimdedir.

Oyun ekibi ve detaylar için: http://www.devtiyatro.gov.tr/programlar-sehirler-ankara-detay-bolum_oyunekibi-hurrem-sultan3.html

 Hurrem Sultan

Genel olarak başarılı bulduğum; salt sanatsal performans dışında bu tür tarihi konuların işlenmesinin izleyiciyi okumaya ve araştırmaya yöneltmesi nedenleriyle de beğendiğim bir oyundu. Bununla birlikte aşağıdaki üç başlıkta değerlendirmem şöyledir:

1. Oyun
Tarihi kesit olarak, Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra tahta geçmesi beklenen -Mahidevran Sultan’dan olma oğlu- Şehzade Mustafa ile Sultan Süleyman arasında yaşanan duygular ile Sultan’ın iktidarına yönelik tehdit algısı sonucu Şehzade Mustafa’nın ölümü ile sonuçlanan süreç ele alınmaktadır. Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan Şehzadelerinden Bayezid’in Mustafa konusundaki duruşu dikkat çekicidir. Oyunda Şehzade Mustafa’nın katli daha ziyade Hürrem Sultan’ın entrikalarına dayandırılmıştır. Yine, Hürrem Sultan’dan olan Şehzadelerin genetik olarak daha sağlıksız olduğu yönünde ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetemeyeceğine yönelik taraf benimsenmiş olup bunun tarihi gerçekliği incelenebilir.

2. Oyuncuların performansı
Genel olarak kadronun tümü başarılı bir performans sergilemekle beraber Şehzade Mustafa’yı canlandıran Orhan ÖZYİĞİT,  Kanuni Sultan Süleyman rolünde Sinan PEKİNTON ve Hürrem rolünde Miraç ERONAT ERBİL kanımca ayrıca öne çıkmaktadır.

3. Kostüm, aksesuarlar, makyaj ve dekor
Kanuni Sultan Süleyman dönemi, Osmanlı İmparatorluğu hazinesinin en dolu olduğu ve yükselme dönemini temsil ettiği için kostümlere biraz daha fazla kaynak ayrılmasını beklerdim. Yine de kostüm tasarım konusunda Sevgi TÜRKAY’ın hakkını da vermek gerekir. Mücevher ve aksesuar kullanımında ise ışıltılı imitasyonlar yerine daha sade ancak yine ihtişamı yansıtan seçimler yapılabilirdi belki. Son not olarak da Can ATİLLA’nın müziklerinin oyuna katkısını ekleyebilirim.

İyi seyirler.

Ergun UNUTMAZ, 06/02/2013