Category Archives: Research

Para Politikası 02

Eylül 2019 – FED

Geçen hafta Avrupa Merkez Bankasının (ECB), politika faizini %0,00 düzeyinde sabit tutarken mevduat faizini 10 baz puan indirmesi sonrasında gözler Amerika Merkez Bankasının (FED) toplantısına çevrilmişti. Her ne kadar Başkan Donald Trump değerli bir dolar istemediği için her fırsatta yüksek faiz indirimleri beklentisini dile getirse de piyasalar, tıpkı bir önceki toplantıda olduğu gibi, 25 baz puanlık (bp) daha makul bir indirim geleceği beklentisini fiyatlara yansıtmıştı. Ancak bir grup, son gelişmeler sonunda faiz indirimine gerek olmadığını savunurken bir grup da 50 baz puanlık yüksek bir indirim konusunda görüş belirttiğinden toplantı ilgi ile takip edildi. Ayrıca petrol şokunu takip eden gün FED Repo oranlarının rekor düzeylere çıkmasının faiz kararına etkisi olabileceği de gündemdeydi. 

Bu çerçevede Federal Açık Piyasa Komitesinin (FMOC) toplantısı sonrasında yayınlanan bildiride Fed fonlama faizi 25 bp indirilerek bant yüzde 1,75 – 2,00 aralığına çekildi. Böylece 2008 tarihinden beri ilk defa faizleri geçen toplantısında indiren FED ikinci bir indirim daha gerçekleştirdi. Ancak bunun parasal genişleme döngüsünün (QE) başlangıcı olmadığı da özellikle vurgulandı. 

ABD iş gücü piyasasının iş yaratmakta, enflasyonun zayıf, hane halkı tüketim harcamalarının artış eğiliminde; ancak ihracat ve sabit yatırımların zayıflamakta olduğunun altı çizilmekte. Yine ticari gerilimlerin küresel olarak büyümeyi sekteye uğrattığı, bununla birlikte güçlü bir iş piyasası eşliğinde ve %2 enflasyon hedefi ile genişlemeyi sürdürmek için FED’in gerektiğinde müdahalelerde bulunucağı kaydedildi. 

Piyasaların merakla beklediği Repo Şoku üzerine ise Jerome Powell, likidite sıkışıklığının ayrı bir konu olduğunu ve toplantıda bunun faiz kararını etkilemediğini belirtti. Diğer taraftan oy birliği ile zorunlu karşılıklara ve fazla rezervlere uygulanan faiz oranının 30 bp düşürülerek %1,80 seviyesine çekildiği raporda yer alıyor. Bunun ise para piyasalarındaki sıkışıklığı azaltması bekleniyor. Ayrıca FED, Hazine tahvili ve değerli kağıt satın alarak, dün sisteme 53,2 milyar dolar, bugün ise 75 milyar dolar likidite sağladı. 

Açılamanın tam metnine Federal Rezerv Sistemi Yönetim Kurulu sitesinden ulaşabilirsiniz.


Ergun UNUTMAZ, 19.09.2019


Para Politikası 01

Eylül 2019 – TCMB & ECB

Ekonomi Politika Strateji belgesi üzerinden yürüttüğüm temel planın önemli unsurlarından birisi de merkez bankalarının para politikaları olduğu için, bu konudaki gelişmelere ayrı bir sütun açmayı daha uygun buldum. Malum, ülkeler bazında farklı tarihlerde düzenlenen para politikası toplantılarında alınan kararlar küresel gelişmelerden etkilendiği gibi finansal piyasalardaki aktörlerin davranışını da yoğun bir şekilde etkilemektedir. Bugün gerek Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) gerekse de Avrupa Merkez Bankası (ECB) faiz kararlarını açıkladılar. Önce bu açıklamalara, ardından da yansımalarına kısaca bakalım.

TCMB Faiz Kararı 

Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 325 baz puan indirerek yüzde 19,75 seviyesinden yüzde 16,50 seviyesine çekmiştir. Alınan kararın gerekçeleri olarak ise; son dönemde görülen ılımlı ekonomik toparlanma, net ihracatın büyümeye pozitif katkısı, enflasyondaki düşüş eğilimi, ülke risk priminin gerilemesi ve finansal koşullardaki iyileşmeler başlıca öne çıkan faktörler olarak sayılmıştır. Bununla birlikte yatırımların zayıf seyri, korumacılık önlemleri, küresel ekonomi politikalarına dair belirsizlikler ve gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası kararları çerçevesinde finansal varlıklara yönelik risk iştahındaki artış gibi olumsuzluklara da vurgu yapılmıştır. Tüm bu unsurların yakından takip edilerek enflasyon hedefine ve finansal istikrara uygun olarak politika duruşunda değişiklik yapılabileceği de ayrıca belirtilmiştir.  

Yukarıda özetlenen karar hakkında ise şunlar vurgulanabilir: Öncelikle 250 baz puanlık bir faiz indirimi makul ve zaten beklenen bir gelişmeydi, ancak yıl sonu enflasyon beklentisi olan yüzde 15 değeri aynı zamanda psikolojik bir sınır olduğu için döviz piyasasında bu yönde de bir fiyatlama oluşmuştu. Bu anlamda alınan kararın rasyonel olduğunu düşünüyorum. Zaten TL’nin karar sonrası değer kazanmasını da, kararın ardından gelen alımlar ve açık pozisyonların kapatılması ile açıklayabiliriz. 

ECB Faiz Kararı

Benzer şekilde ECB’nin de faiz oranlarını indirmesi ve yavaşlamakta olan Avrupa ekonomilerine destek olması bekleniyordu. Bu bağlamda Draghi’nin, sondan bir önceki toplantısında, başlıca üç alanda öne çıkan değişiklikleri sıralayıp ardından bunları detaylı olarak açıklayabiliriz.

  • Politika faizi %0,00 seviyesinde sabit tutuldu.

  • Mevduat faizinde 10 bp indirim. Yeni seviye – %0,50.

  • QE tekrar başlatılıyor: Ayda €20 milyara kadar, süresiz.

  • İki aşamalı sisteme geçiliyor.

Yapılan toplantıda, Merkez Bankası politika faizinde bir değişikliğe gidilmeyerek, faiz oranlarının yüzde 0,00 seviyesinde tutulduğu, ancak mevduat faizinin 10 baz puan düşürülerek eksi yüzde 0,50 düzeyine çekildiği duyuruldu. Bu zaten beklenen bir gelişme olduğu için piyasalarda hâlihazırda satın alınmıştı. Ancak asıl merak edilen, parasal genişleme konusunda ne yapılacağıydı. Bu alanda ise parasal genişlemenin (quantitative easing, QE) tekrar başlatılacağı açıklandı. Buna göre ayda 20 milyon avro tutarına kadar ve ihtiyaç olduğu sürece tahvil alımı gerçekleştirilecek. Para politikasına ilişkin alınan diğer bir karar ise iki aşamalı sisteme geçileceğinin ilan edilmesiydi. Bankaların, topladıkları mevduatlar üzerinden zorunlu karşılık olarak Merkez Bankasında tutmak zorunda oldukları miktara ilişkin, bir çarpan dahilinde tutacakları rezervleri iki seviyeli bir düzenleme kapsamında yöneten sistemin detayları tam rapor açıklandığında görülecektir. Şimdilik söylenebilecek olan, heterojen bir bankacılık yapısına sahip Avrupa’da, bu uygulamaya geçilmesi ağırlıklı mevduat oranlarının yükselmesine yol açabileceğinden ilk etapta piyasalarda iyi algılanmadı.

Oynaklık

ECB’nin basın toplantısı, ekonomi ve finans dünyasında ilgiyle takip edildiği için toplantı sırasında tahvil, döviz ve hisse senetleri piyasalarında gün içinde sert hareketler ve dalgalanmalar yaşandı. Burada örnek olarak sadece DAX Endeksinde dün yaşanan oynaklığa yer vermekte fayda görüyorum. Daha önce Piyasa Analizleri ve Beklentiler raporunda Oynaklık (Volatilite) kavramına değinmiş ve Ağustos ayı için VIX Endeksinin grafiği üzerinden açıklamalar yapmıştım. Şimdi de kısaca ECB basın toplantısında neler olduğuna bakalım: 

Yukarıda sol kısımda, Endeksin basın toplantısı öncesi zaten fiyatlara yansıyan faiz indirimi beklentisi öncesi kapanış ve dün için açılış değerleri görülmektedir. Gün içinde normalde “a-b” yüksekliği kadar bir bant içinde hareket eden Endeks, parasal genişleme duyurusu ile birlikte “a-c” yüksekliği kadar bir tepki vermiştir. Ardından iki aşamalı sistemin bankalara olası negatif etkisi ile yine sert bir hareketle geriye çekilme yaşanmıştır. Ortalamadan bu şekilde yukarı ya da aşağı yönde yaşanan aşırı sapmalar “oynaklık” kavramı ile ifade edilmektedir.

Son olarak bir noktanın daha altını çizmekte yarar var. Faiz indirimine ilk tweeti D. Trump’ın göndermesi sanırım konunun öneminin anlaşılması açısından değerli. Fakat M. Draghi’nin cevabı ise oldukça netti: “Bizim görevimiz enflasyon ile mücadele ve kur üzerine herhangi bir hedefimiz yok, nokta.” 

Kazançlı yatırımlar


Ergun UNUTMAZ, 12.09.2019


Business Cycle

After discussing the growth rates in various economies and mentioning recession, I have realised that there is a confusion on the technicalities of issue. So I decided to shed light briefly on the business cycles. Gross domestic product (GDP) in its simple meaning is the value added through the production of goods and services in an economy over a certain period, which is a calendar year. And growth rate in this sense measures the percentage change of aggregate output in that economy. Accumulating these yearly growth rates we reach to the real GDP trend value and that enables us to compare the current growth rate with the long-term average growth and potential of that economy. Growth rate can also be followed quarterly and policy makers use it in their decision process.    

Saying that, it is clear that an economy goes either upwards or downwards, excluding the steady state. Upward movements are called “recovery” below the GDP trend value and “expansion” above it. If this expansion continuous in an extraordinary manner than it is called “boom”. 

From this peak, a fall starts. Decline in the economic growth from this point is called “contraction”. If this contraction passes the level zero than it is called “recession”, by condition that GDP growth rate declines two times in a row. So it is a special form of a contraction. Another special form of contraction is depression. If a recession lasts longer with severe effects than it is called “depression”.

I have plotted above, for a hypothetical economy, GDP trend line and quarterly growth rates around it in years. Business cycles are made of movements between peaks and bottoms. Upward movements are recovery, expansion and boom; downward movements are contraction, recession and depression. We make a distinction on which term to use, with GDP trend value on upward trends, but with negative growth rates and devastating affects on downward trends. 

There is also a confusion in terminology, which must be stated. Some economists, like Ken Rogoff, allege that; “A contraction is much more severe version of a recession. It is accompanied by a financial crash.” But I think he means vice versa. A second example is from the National Bureau of Economic Research. They define a recession as “a significant decline in economic activity spread across the economy, lasting more than a few months, normally visible in real GDP, real income, employment, industrial production, and wholesale-retail sales.” Again I think this definition fits a depression rather than a recession.

As Einstein once stated: If you can’t explain it simply, you don’t understand it well enough. According to me it is so: A fall in GDP growth rate is a “contraction” and if it occurs below zero twice, than it is a “recession”. If it lasts longer with severe affects, than it is a “depression”. 

Summary in Turkish

Ekonomik Dalgalanmalar

Ekonomik büyüme ve dalgalanmalar konusunda bir kavram karışıklığı olduğu için bir kaç cümle ile yukarıdaki yazıyı özetlemekte fayda görüyorum. Özellikle de, Türkçe karşılığı olduğu hâlde yabancı kelimelerin yaygın kullanımının yol açtığı sorunlar düşünüldüğünde bu konuda yazmanın bir gereklilik olduğu düşüncesindeyim. 

Bir ekonomide bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmet miktarı toplamı Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) olarak adlandırılır ve GSYİH’daki değişim, ekonomik büyüme oranı ile ölçülür. Uzun vadeli büyüme oranlarının ortalaması ise bize Real GSYİH’nın trend değerini gösterir ki, bu trendin etrafındaki hareketler gerek politika yapıcılar gerekse de ekonomik aktörler için oldukça önemlidir. Bu bakımdan ekonomik büyüme oranları çeyreklik veri setleri ile de izlenir. 

Büyüme oranları, değişimin sıfır olduğu durumlar hariç, bir önceki değerin ya altında ya da üstünde olacaktır. Zirve (peak) ile dip (bottom) arasındaki dalgalanmalarda aşağı yönde olan hareketler daralma (contraction) ya da ekonomik küçülme, yukarı yöndekiler ise genişleme (expansion) olarak adlandırılır. Yukarı hareketlerde trend değerinin altındakiler toparlanma (recovery), üzerindekiler ise genişleme olarak nitelendirilir. Özel bir durum ise patlama (boom) olarak adlandırılan sıra dışı büyümelerdir.  

Aşağı yöndeki hareketlerde ise belirleyici olan trend değeri değil, sıfır çizgisidir. Daralma aslında düşüşlere verilen genel bir adken, bu düşüş eksi değerlerdeyse ve iki çeyrek üst üste tekrarlanıyorsa gerileme (recession) söz konusudur. Çok düşük oranlı ya da sıfıra yakın büyüme durumu ise durgunluk kavramı ile ifade edilir. Gerileme çok uzun bir süreye yayılıyor, beraberinde artan işsizlik, mali ve ekonomik krizler yaşanıyorsa bu özel durum çöküntü (depression) olarak isimlendirilir. Bu kavramların Türkçesi kontrakşın, resesyon, depresyon ya da ekspansiyon değildir.

Son olarak iki yabancı kelimenin birleştirilmesi ile tanımlanan iki özel duruma değinebiliriz ki bunları ifade eden kelimeler yerine tanımı kullanmayı tercih ederim. Bunlardan ilki durgunluk ve enflasyon olgusunun bir arada yaşandığı dönemlerdir (stagflation = stagnation + inflation). Diğer bir özel durum ise ekonomik küçülme içinde enflasyon görülen hâldir (slumpflation).

Daha önceki büyüme verileri ile bu bilgileri birleştirerek örneklemek gerekirse; Türkiye’de ekonomik küçülme içinde enflasyon görülürken ABD verileri ekonominin daralma içinde olduğuna işaret etmektedir. Almanya ise gerilemenin eşiğindedir. Hâlihazırda negatif bir ikinci çeyrek rakamı gören Almanya ekonomisi eğer üçüncü çeyrekte eksi 0,1’den daha düşük bir değer üretirse gerileme yaşanıyor denilebilecektir.


Ergun UNUTMAZ, 05.09.2019


GDP Growth – USA and GER

GDP Growth Rates are revealed for the USA and Germany (2019 Q2)

Today we had two important data on the gross domestic production (GDP) figures from the leading economies. Firstly the US Bureau of Economic Analysis (BEA) has released the GDP growth figures and than German Statistics Federal Office (DESTATIS) followed it. Both figures indicate a contraction compared to previous period, but let’s have a closer look.

At the above graph, I have plotted the percentage change in GDP values both annually and quarterly. Figures are seasonally adjusted and chained to a reference year. Annual changes, which compares the data with the same quarter of the previous year, are represented with blue columns and quarterly changes are shown with a red line. As the growth rate declined at the last two quarters of 2018 compared to previous periods, recession fears became disturbing and central banks tried to calm down the situation. Then we had a good first quarter in 2019, but todays figure show that the US economy grows, but again at a lower rate. Growth rate for the second quarter of this year is revealed as 2 percent. This figure is below the last quarters’ 3,1 percent growth and also below the average growth rate of US economy. Annual change is not so sharp with 2,30 percent compared to previous 2,70, but the direction is same, to the South.  

When it comes to German economy the scenario is worse. I have followed the same method as above explained and quarterly changes in GDP growth rate hits at this graphic the negative zone, with a minus 0,1 percent. GDP growth rate in the first quarter was 0,4 percent and now it is hindered.

You can follow the similar patterns on both graphs. Best rates were attained in 2017 and since then we are on a downward trend. One striking difference on the other hand is that, it seems US economy has much room on growth window and distance to the negative area. However, anxiety and demand to US dollars do not make things easier.  


Ergun UNUTMAZ, 03.09.2019


GDP Growth – TUR

Growth Rates are revealed for Turkish economy (2019 Q2)

As the underlying reasons of recession fears previously discussed under inverted yield curve, I will not dwell on the situation here once again, but rather on an evidence check. This month we will all be looking for the economic data and announcements of leading central banks on the outlook of global demand and supply conditions. And of course with that, their decisions on interest rates, quantitative easing etc. 

And the first issue that took my attention today was the release of gross domestic production (GDP) figures in the second quarter of 2019, for Turkey, by the Turkish Statistical Institute. There is much to comment on figures or future expectations, but the clear and simple result is that: Although the Turkish economy is in slumpflation phase, it looks like on a path of recovery. Expenditure based GDP shrank by 1,5 percent year-on-year, while adjusted GDP rose by 1,2 percent compared to last quarter.

At the above graph, I have plotted the percentage change in GDP values, which are calculated with expenditure method, in comparison to the same quarter of the previous year. It is seen from turquoise columns, that the GDP growth rates are falling since the peak of 2017/q3 and even this fall has touched to negative zone in 2018/q4. But than the economy finally managed to start a recovery. With the current state of high inflation and declining growth, it is apt to define the status of the Turkish economy as a “slumplfation”. The figures, that today released, show that the Turkish economy contracted by 1,5 percent, year-on-year in the second quarter of 2019. This is better as the previous two quarters, but still in minus.     

On the other hand, I have also plotted the “seasonally and calendar adjusted” data for the same period with a blue line. Being smoother with the adjustments, GDP growth rate also follows the same pattern, but only in a narrower band. Today’s data shows that the Turkish economy expanded in the second quarter of 2019 by 1,2 percent with respect to previous quarter. As the one period earlier data indicates 1,6 percent growth, this result can also be interpreted as continuation of the current, declining macro trend. But I am optimistic on the issue and thinking that, unless a contagious effects from the crisis in Argentina widens or a global recession occurs, the Turkish economy will slowly recover.       


Ergun UNUTMAZ, 02.09.2019