Category Archives: Economy

Thinking, Fast and Slow

How do we make decisions?

Daniel KAHNEMAN [1]

When Daniel Kahneman and Vernon L. Smith had won the Nobel Prize in Economics, in 2002, I was impressed with their point of view and contribution. I was a fresh graduate at those times and had strict doubts about the rationality principle of humans as actors and decision makers in the economy related areas. Kahneman and his colleagues have integrated insights from psychological research into economic science, especially concerning human judgment and decision-making under uncertainty. 

Years later I have re-read Kahneman’s this work in a “Bestseller” form and all I can say is that; “It is enlightening”. The book expresses how and why we make the choices, how works our mind and how it fails to fulfill the basic consistency notion in the process. According to the New York Times “It is a major intellectual event … a crucial pivot point in the way we see ourselves”.

All these comments may sound to you like an exaggeration, but I would say those are probably an understatement. Until we realise that our judgments are actually not independent from the environmental factors, our culture, formulation effects, framing of outcomes, etc. we believe that our decisions are solid and consistent, even rational. Therefore we do want to keep the status quo and resist to change the way we think. Sometimes we accept the failure of our decisions and we try to look for a reason, culprit or an excuse to get rid of the burden. But eventually we make the same mistakes again and again, only in different forms in various other opportunities, without perceiving that the motivation behind is always the same.  

Starting with questioning almost 300 years-old Utility Theory, which is one of the essential cornerstones of the economics, and alleging that Bernouilli’s model lacks a reference point, Kahneman und Tversky built the Prospect Theory, which is today widely accepted and utilised in many fields of decision making. 

I think that is the salient peculiarity of this book. But it is to me just like an iceberg, that is needed to be deeply and throughly examined. In this regard, book develops around; “introducing two fictitious characters, discussing two species, and ending with two selves. The two characters are the intuitive System 1, which does the fast thinking, and the effortful and slower System 2, which does the slow thinking, monitors System 1, and maintains control as best it can within its limited resources. The two species were the fictitious Econs, who live in the land of theory, and the Humans, who act in the real world. And finally, the two selves are experiencing self, which does the living, and remembering self, which keeps score and makes the choices.” 

For further understanding and improving the way in which decisions are made, I advice this masterpiece to everyone, who wants to comprehend the underlying factors of decision making process. In this vein I would be happy to conclude with a quote from the book: 

“We make better choices when we trust our critics to be sophisticated and fair, and when we expect our decision to be judged by how it was made, not only by how it turned out.”   

I wish you a pleasant reading.


Ergun UNUTMAZ, 20.05.2019


[1] Daniel KAHNEMAN, Penguin Books, Penguin Random House UK, 2012.

Kazanmayı Öğren

Yeni Başlayanlar için Yatırım ve İşletme Rehberi

P. LYNCH & J. ROTSCHILD [1]

1999 basımı olan bu kitap, finansal piyasalara ilgi duymaya başladığım doksanlı yılların sonlarından, çok değerli iki arkadaşımın hediyesidir ve hâlâ bu kitabın içindeki bilgileri çok yol gösterici bulurum. Dolayısı ile 2018’in muhasebesini ve 2019 yılının tahminlerini yaparken bu kitabı kısa tatil arasında bir kere daha okuma şansı bulduğum için mutluyum. 

Kitabın adına bakıp da borsada alım satım stratejileri ya da teknik analiz türü formasyon önerileri beklemeyin. Kitap, finansal piyasalarda yatırım yapmak isteyenler için tanıtıcı bir rehber, gelecekte birikimlerin nasıl kâra dönüşeceğini aktaran bir kılavuz olarak hazırlanmış. Kapitalizmin kısa tarihinden, yatırımın esaslarına ve şirketlerin yaşam döngüsüne dair bilgilerle dolu.

Daha çok, uzun vadeli yatırımları ve bunlar arasında da hisse senetlerinin 20 yıllık bir süredeki getirilerini öne çıkardığı için temel olarak genç yaştaki kişileri hisse senedi satın almaya yönlendirmeye adanmış. Bu anlamda da yerinde açıklamalar ve örneklerle dolu. Hatta “Ek” olarak sunulan bir şirketin bilançosunu incelemeyi örnekleyen temel analiz tekniğini son derece sade, ama bir o kadar zengin buldum. Diğer beğendiğim bir nokta ise uzun vadeli yatırıma ve bunu da hisse senedi ile yapmaya karar verdikten sonra hangi hisseyi seçeceğinize dair yazarın sunduğu nosyon. Demir yollarından iletişime, oradan da teknoloji ve bilişim dönüşümüne geçiş anlarını yakalamak; bu tür yeni şirketlere yatırım yapabilme ya da bu alanlarda iş kurabilme cesaretini gösterip sabredebilenlerin ödüllendirilmesini görmek son derece ilham verici. Bu kitaptan sadece bu iki bilgiyi edinseniz bile kanımca büyük bir kazanç sağlamış olursunuz. 

Daha çok, uzun vadeli yatırımları ve bunlar arasında da hisse senetlerinin 20 yıllık bir süredeki getirilerini öne çıkardığı için temel olarak genç yaştaki kişileri hisse senedi satın almaya yönlendirmeye adanmış. Bu anlamda da yerinde açıklamalar ve örneklerle dolu. Hatta “Ek” olarak sunulan bir şirketin bilançosunu incelemeyi örnekleyen temel analiz tekniğini son derece sade, ama bir o kadar zengin buldum. Diğer beğendiğim bir nokta ise uzun vadeli yatırıma ve bunu da hisse senedi ile yapmaya karar verdikten sonra hangi hisseyi seçeceğinize dair yazarın sunduğu nosyon. Demir yollarından iletişime, oradan da teknoloji ve bilişim dönüşümüne geçiş anlarını yakalamak; bu tür yeni şirketlere yatırım yapabilme ya da bu alanlarda iş kurabilme cesaretini gösterip sabredebilenlerin ödüllendirilmesini görmek son derece ilham verici. Bu kitaptan sadece bu iki bilgiyi edinseniz bile kanımca büyük bir kazanç sağlamış olursunuz. 

İlginç bir tesadüf (belki de bilinçaltı seçimi) ile finans ve kişisel gelişim kategorisinde son olarak iki ayrı kitap üzerine burada görüşlerimi belirttikten sonra, eski bir kitapta bu iki konunun birleştiğini görmek oldu. Outliers, neden bazı insanların daha başarılı olduğunu çevre faktörü ile açıklarken Kazanmayı Öğren diğerlerinden farklı olup potansiyeli olan şirketlere yapılan yatırımların uzun vadede nasıl inanılmaz kârlar getireceğini ön plana çıkarıyor. Benzer şekilde Küresel Finans Krizi, ekonominin iniş çıkış döngüsünü ve sorunları tespit edebilmeyi aktarırken Kazanmayı Öğren şirketlerin yaşam döngüsünü ve bir şirketin hissesini ne zaman alıp ne zaman satmak gerektiğini ve bilanço analizi ile iyiyi kötüden ayırmayı sağlıyor. 

Keyifli okumalar.

Verileri, bilgileriniz ve hisleriniz ile birleştirerek hedeflerinize ulaşabileceğiniz iyi bir yıl dilerim. Tabii ki çevre faktörü de yanınızda olsun! 


Ergun UNUTMAZ, 31.12.2018


Not: Kitapta yer alan yazım hataları ile bunlara ilişkin düzeltme önerilerimi ve kısa açıklamaları Ek‘te bulabilirsiniz. Düzeltmelerde Türk Dil Kurumunun “Yazım Kılavuzu” esas alınmaktadır ve Türkçe karşılığı olan yabancı kökenli kelimelerde seçici bir tercih yapılmaktadır.

[1]  Peter LYNCH & John ROTSCHILD, (Learn to Earn) Scala Yayıncılık, Birinci Baskı, Mart 1999, İstanbul.

Küresel Finans Krizi

Dr. Mahfi EĞİLMEZ [1]

Makroekonomi ve Finans dallarına ilgi duyan birisi olarak ‘Küresel Finans Krizi’ üzerine Mahfi Hocamızın Aralık 2008 tarihli kitabının ilk basımını okumamdan bu yana aradan 10 yıl geçmiş. Buna rağmen Ekim 2017 tarihli bu on dördüncü baskıyı da yine keyifle bitirdim ve kendimce tekrar notlar aldım. Bu kitabın, finansal krizleri tek tek açıklarken gelişmelerin arka planında yatan gerekçeleri net bir şekilde ortaya koyan, krizlerin yıkıcı etkilerini sayılarla gösteren, yaşanabilecek bir sonraki potansiyel krizin tahminini yapan ve sunulan çözüm önerileri ile artı değer katan bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sayın Eğilmez’in diğer kitaplarını, geçmişte gazetelerdeki ve günümüzde kendi internet sitesi üzerinden yazılarını takip edenler zaten kendisinin karmaşık konuları ne kadar sade bir şekilde açıkladığını bilirler. O yüzden bu kitabı okurken Albert Einstein’ın “basitçe anlatamıyorsan yeterince anlamamışsındır” sözü hep kulaklarımda çınladı.

Kitap bu yönüyle hem akademik bilgisi olmayan sıradan bir ekonomik aktöre ekonomik sistemleri, finansal krizleri ve bunları önlemede kullanılabilecek araçları gösteriyor hem de belirli bir altyapısı olan ve konuyu derinlemesine incelemek isteyenlere bir referans noktası oluşturuyor. Kitapta öncelikle kapitalizm, piyasa, devlet, küreselleşme ve ekonomik kriz gibi temel kavramlar genel hatlarıyla açıklanmış. Ardından 1929 yılını baz alınarak kapitalizmin yaşadığı krizler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin paralel bir zaman akışında, ama özellikle de 1980 dönüşümü sonrasında, yaşadığı ekonomik krizlere yer verilmiş. Son olarak ise kapitalizmin neden kriz yaratan bir sistem olduğu ve bu tür çöküşleri daha ortaya çıkmadan ya da ortaya çıktığında en az hasar verici etki ile nasıl atlatılabileceğine dair oldukça önemli tespitler ve çözüm önerileri ile tamamlanmış. Ayrıca kitabın sonuna da küçük bir ekonomik terimler sözlüğü ilave edilmesi yüzeysel bilgisi olan okuyucular için faydalı bir kılavuz olmuş.

Sayın Eğilmez’in konuyu ele alış şekli gibi kullandığı yazım dili de oldukça sade ve akıcı. Konunun önemli olmasına ve bazen farklı kaynaklardan karşılaştırma yapılma gerekliliği göstermesine rağmen, kitap sürükleyici bir roman gibi birkaç saatte bitirilebilecek bir yapıda tasarlanmış. Tezler ve krizlerin etkileri gerek tablolar gerekse de grafiklerle zenginleştirilerek sunulmuş.

Küresel bir ekonomik durgunluğun beklendiği 2019 yılında ve on yıllık kriz konjonktürünün tamamlandığı; ancak son krizden yeterince derslerin çıkarılmadığı bir ortamda bu çalışmayı bir kere daha okumanızı ve ona göre pozisyon almanızı öneririm.   

Ergun UNUTMAZ, 08.12.2018

[1] Dr. Mahfi EĞİLMEZ, Remzi Kitabevi, On Dördüncü Basım, Ekim 2017, İstanbul.

TR: Ekonomi Güncel

Faiz Getirisi Hesabı

Finansal piyasalarda ne zaman krizler yaşansa, “kur ne olur, faiz yükselir mi, şimdi yatırım için uygun zaman mı” gibi sorular hemen herkesin fikir belirttiği bir alan hâline dönüşüyor. Böyle olunca da bilgi eksikliği, yanlış anlaşılmalar ve hatalı aktarımlar yanında ezbere dayalı hesaplar nedeniyle doğrulardan uzaklaşılıyor. Finans gibi derin bir alan, yüzeysel değerlendirilince de kazanç gibi görünen yatırımların aslında reel anlamda zararla sonuçlanabildiği ortaya çıkıyor. İşte hem bu tür sorunlara sayısal örneklerle netlik kazandırmak için, hem de son dönemde yaşanmakta olan döviz kuru oynaklığı ve stopaj oranlarında yapılan değişiklik kapsamında [1], vadeli mevduata yatırılan Türk lirası ve avro finans kapitalin getirilerine ilişkin açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir yazı hazırlama gereği duydum. Özet olarak bu yazıda dört tema bulacaksınız:

    1.  Vadeli mevduatta getiri hesabı,
    1.  Şube ve İnternet Şubesi faiz oranları farkı,
    1.  Stopaj oranlarındaki değişiklik ve etkileri,
  1.  2016 ile 2018 yılları arasında TRY ve EUR mevduatların reel getirileri; başka bir deyişle Türk lirasında son iki yılda yaşanan değer kaybının getirilere etkisi.

Varsayalım ki yatırım yapmak için kenara ayırdığınız 10.000 avro tutarında bir finans kapitaliniz var ve bunu bir yıl vade ile değerlendirmek için Türk lirası (TRY) ve avro (EUR) mevduat ürünlerini seçtiniz; oluşturulan sepeti de eşit oranda paylaştırdınız diyelim. Ardından da 5.000 avronun ve bu tutarın XETRA[2] üzerindeki kur ile (1 EUR = 7,5630 TRY) karşılığı olan 37.815 liranın ayrı ayrı 1 yıl vadeli getirisini hesaplayalım:

Türk lirası için yüzde 21 yıllık faiz oranının dönem sonundaki getirisi 7.941,15 TRY olmuş ve bu tutardan yüzde 12’lik stopaj tutarı olan 952,94 TRY düşüldüğünde net faiz getirisi 6.988,21 TRY olarak bulunmuştur.

Ancak net nominal faiz ve beklenen enflasyon oranları dikkate alınarak hesaplanan reel faiz göz önüne alındığında aslında finans kapitalde kazanç değil; 6,38 TRY’lik bir erime olduğu görünmektedir. Enflasyondaki artış yerel paranın satın alma gücünü düşürdüğü için anapara artı faiz getirisi ile dönem başındakine göre artık on binde 2 daha az tutarda mal ve hizmet alınabilmektedir.

5.000 avro için ise durum daha kötüdür. Faiz oranının düşük, kesilen verginin yüksek ve son olarak da Euro bölgesinde beklenen enflasyonun yüksek seyretmesinden dolayı nominal olarak 48,30 avro kazanç sağlanmış gibi görünse de reel getirinin ve paranın satın alma gücünün negatif bir sonuç ortaya çıkardığı gürülmektedir. Demek ki negatif faiz durumunda finans kapitali değerlendirmek için alternatif araçlara yönelmek bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Vadeli mevduat getirisini bu tür formüllerle uğraşmadan, birçok bankanın kendi web sitelerinde sunduğu hesap makineleri ile de hesaplayabilirsiniz. Yeri gelmişken bu noktada bir konuya daha açıklık getirmekte fayda var. Faiz oranı seçiminde karşınıza şube ve internet şube oranları olmak üzere iki seçenek gelecektir. Fiziki olarak banka şubelerinden yapılan işlemlerde, şube maliyetleri devreye girdiği için faiz oranı ve dolayısı ile dönem sonu getiri hatırı sayılır oranda daha düşük olmaktadır. Dolayısı ile bankacılık işlemlerini elektronik altyapısına da güvendiğiniz kurumlarla yürütmenizi tavsiye ederim.

Stopaj Oranı Değişikliği

Stopaj oranlarındaki değişiklik konusuna gelirsek, bunun son dönemde yaşanan ve Türkiye’den döviz çıkışını engellemek için gerçekleştirilen bir müdahale olduğunu görebiliriz. Yüksek miktardaki dış borç stoku ve cari açık ile bunun finansmanı konusundaki endişeler; Başkanlık sistemi sonrasında para politikasına aktif yön verileceği demeçleri ile Merkez Bankası bağımsızlığına yönelik endişeler ve nihayetinde enflasyon oranının son 15 yılın zirvesine tırmanması Türk lirasından kaçışa sebep olmuştur. Amerikan Merkez Bankasının da doları cazip hâle getiren politikaları, küresel sermaye hareketlerinin etkisi ve siyasal gerginlikler de bu sürece eklenince Türk lirası yabancı para birimlerine karşı önemli oranda değer yitirmiştir. 31 Ağustos 2018 tarihli ve 30521 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren stopaj oranı düzenlemesi de bu bağlamda yabancı para ile vadeli mevduata yapılan yatırımları daha yüksek bir vergi oranı ile caydırıcı hâle getirirken, Türk lirası vadeli mevduata yapılan yatırımları daha düşük vergi oranı ile teşvik etmeyi hedeflemektedir. Yabancı paradan ulusal paraya dönüş dolaylı faiz artışı etkisi ile sağlanmaya çalışılmaktadır.

Aşağıda sırasıyla 100.000 Türk lirası ve 10.000 avro için 1 yıl vadeli mevduata yapılan yatırımlar değişen stopaj oranları ile karşılaştırılmıştır. Ulusal para ile bir yıl vadeli mevduata yapılan yatırımlarda yüzde 12’den yüzde 3’e indirilen stopaj oranı, net nominal faiz getirisini ve net nominal faiz oranını etkileyerek beklenen enflasyonun üzerinde bir getiriyi, dolayısı ile portföylere kâr olarak yansıyacak yatırımları, mümkün kılmıştır. Diğer taraftan avro yatırımlardaki yüzde 1’lik artış ise zaten reel olarak zarar yazan yatırımları daha da kötüye götürmüştür. 

Döviz Kurunun Yatırımlara Etkisi

Bu incelemeyi bitirirken son bir noktaya daha dikkat çekmek gerekmektedir: Türk lirasında son iki yılda yaşanan değer kaybı acaba Türk lirası ve yabancı para cinsinden yatırımları nasıl ve ne yönde etkilemiştir? Aşağıdaki grafik 2 Eylül 2016 ile 03 Eylül 2018 arası dönemde Türk lirasının avro karşısındaki değerini göstermektedir. Döviz kuru söz konusu dönemde 3,30 seviyesinden yüzde 132,72 artışla 7,68 seviyesine çıkmış; başka bir deyişle Türk lirası yüzde 60’a yakın değer kaybetmiştir.

Sayısal bir örnekle durumu açıklamak gerekirse:

2 Eylül tarihinde 30.000 avrosunu (30.000 EUR x 3,30 = 99.000 TRY) Türkiye’ye getirip yıllık %14,15 faiz oranı üzerinden 1 yıl vadeli mevduata yatıran yatırımcı, dönem sonu olan 2 Eylül 2017 tarihinde (99.000 x 14,15 / 100) 14.008,50 TRY nominal faiz getirisi elde etmiştir. Bu tutara uygulanan %12’lik stopaj ile (14.008,50 x 12 / 100) 1.681,02 liralık gelir vergisi kaynakta kesilmiş Net Nominal Faiz Getirisi olan (14.008,50 – 1.681,02) 12.327,48 TRY yatırımcının hesabına aktarılmıştır.

Yatırımcının bu tutarı ana paraya ekleyerek (99.000,00 + 12.327,48) 111.327,48 TRY’yi yeni faiz oranı olan %14,50 ile yine 1 yıl vadeli mevduata yatırdığını ve dönem sonunda 14.205,39 liralık Net Nominal Faiz Getirisi elde ettiğini varsayalım. Böylece dönem sonunda yatırımcımızın finans kapitali (12.327,48 + 14.205,39) 26.532,87 liralık faiz getirisi ile (99.000,00 + 26.532,87) 125.532,87 TRY değerine ulaşmıştır.

İki yılda %25 artış ile 26.500 liralık net getiri kulağa çok hoş geliyor. Ancak atlanan bir nokta var! Şimdi yatırımcımızın 30.000 avro ile elde ettiği bu getiriyle birlikte ana parasını 2 Eylül 2018 tarihindeki kur üzerinden (1 EUR = 7,68 TRY) avroya çevirip ülkesine götürmek istediğini varsayalım:  125.532,87 TRY / 7,68 = 16.345,43 EUR yatırımcının eline geçecek olan tutardır. Yani yatırımcı 25.000 lira para kazandığını düşünürken aslında 30.000 avrosu 16.345 avroya düşmüş, başka bir deyişle iki yılda parasının %40ı olan (30.000 – 16.345) 13.655 avroyu kaybetmiştir.

Bu noktada geleceğe yönelik bir yatırım tavsiyesinde bulunmuyorum, ancak geçmişte yapılan yatırımların muhasebesini yaparak ve değişen koşulları takip ederek en uygun kararlara ulaşmanızı temenni ediyorum.

Ergun UNUTMAZ, 03.09.2018

[1] Karar, 31 Ağustos 2018 tarihli ve 30521 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanmıştır.

[2] http://www.boerse-frankfurt.de/devisen/euro-tuerkische_lira-kurs

[3] Bu tür hesaplamaları yürütebilmek ve faiz konusundaki kavram kargaşasını aşabilmek için Sayın Mahfi Eğilmez’in akıcı ve anlaşılır yazılarını okumanızı tavsiye ederim. “Güncellenmiş Faiz Dersi”, “Faiz Deyince” ve “Kur, Faiz, Enflasyon Üçlüsü” ilk aklıma gelenler.

Kur Savaşları

Bir Sonraki Küresel Krizin Oluşumu

James RICKARDS [1]

İnsanlık tarihinin kısa sürecinde üretim kalıpları, Avcılık-Toplayıcılıktan yerleşik hayata geçilmesi ile Tarıma; Sanayi Devrimi ile ise madenciliğe, kitlesel üretime ve fabrikalarda işgücüne dayalı bir yapıya dönüşmüştür. Hizmet sektörünün payı ise küresel anlamda zaman içinde giderek artmakla birlikte Teknoloji Devriminin etkisi ile Finansal Piyasaların bu sektör içindeki gelişimi baş döndürücü bir hızda gerçekleşmiştir. 1929 Ekonomik Buhranı ve 1974 Petrol Krizi gibi olaylar tüm ekonomileri o zamanlarda da sert etkilese dahi günümüzün koşulları çok ciddi anlamda farklı olup bir finansal kriz çok daha derin izler bırakmakta ve çok daha hızlı yayılıp zararları daha yüksek oranda olmaktadır.

 

Sermaye piyasalarında otuz yılı aşkın deneyimi olan bir danışman, yatırım bankacısı ve risk yöneticisi olan James Rickards da finansla ilgilenen herkesin bildiği bu noktadan hareketle kaleme aldığı çalışmasında hem paranın tarihsel gelişimi üzerine genel bir çerçeve çizmiş, hem de bir sonraki (olası) küresel krizin oluşumunu tahmin etmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de muhtemelen parasal piyasalarında başlayacak ve sermaye piyasalarına bulaşacak riskler ve kur seviyeleri üzerinden yürütülecek konvansiyonel olmayan bir savaş tarzını temel olarak kullanmıştır.

Eğer ekonomi ve finans uzmanlık alanlarınız ise sadece bu kadarı bile kitabı okumanız için yeterli olsa gerek. Üç kısımdan oluşan kitabın ilk bölümü, yukarıdaki gruba girmeyen okuyucu kitlesinin ilgisini çekmek için yazılmış. ABD Savunma Bakanlığının gerçekleştirdiği bir finansal savaş oyunu ve küresel güç odaklarının karar alma süreçleri bu anlamda okuyucuyu kendine çekerek bir nevi Katzenbach romanları gibi görevini yerine getiriyor. İkinci kısım ise tarihsel ve ekonomik bir altyapı temeli gerektiriyor. Sürükleyici bir romandan “Altın Standardı ve Döviz Krizleri”ne yumuşak bir geçiş yapılmış ve önemli krizler kur savaşlarının dönemleri olarak ele alınmış. Son kısım ise olası bir sonraki krizin yıkıcı etkilerine karşı alınabilecek önlemleri ve çeşitli alternatifleri işlemiş. Her ne kadar somut teoriler ve örneklerle konunun ciddiyeti gösterilmeye çalışılmışsa da sistemi yönetenlerin, beslendikleri kaynakları toplumun menfaatleri doğrultusunda değiştireceklerine ben inanmıyorum.

Tespit ettiğim birkaç hataya burada yer vererek kişisel yorumlarımı tamamlamak isterim. Öncelikle bu hataların yazardan, çeviriden ya da redaksiyondan mı kaynaklandığını bilmiyorum, ama sonuç bilinçli bir okuyucu için kötü. Dış ticaret açığı olan bir ülkenin, ulusal parasının değerinin, karar birimleri tarafından, diğer para birimleri karşısında düşürülmesi/yükseltilmesi anlamına gelen “Devalüasyon/Revalüasyon (devaluation/revaluation)” kelimeleri sadece kur hareketlerinin sabit olduğu (yönetildiği) ekonomiler için kullanılır. Kur seviyesinin serbest piyasada belirlendiği, karar birimlerinin seviyeyi belirlemek konusunda güçlerinin olmadığı ya da sınırlı kaldığı ekonomilerde ise bu terim “kurun değer kaybı/kazanması (depreciation/appreciation)” kelimeleri ile ifade edilmektedir. Dolayısı ile böylesi ciddi bir farkın olduğu durumda yanlış terminoloji kullanımı yazarın teorilerine yaklaşımda güven kaybına neden olmaktadır. Bir diğer benzer durum da ikizkenar dörtgen ifadesinde karşımıza çıkmaktadır. Bir dikdörtgenin karşılıklı kenarları zaten eşittir. Söz konusu olan eşkenar dörtgen ya da ikizkenar üçgen olabilir; ancak ikisinin karışımından üretilen böylesi bir terim sadece komik ve anlamsız olmakla kalmayıp aynı zamanda güven kaybına da neden olmaktadır.

Bu iki düzeltme dışında kitabın gerek ekonomi ile ilgilenen, gerekse günlük hayatında para ve kur savaşlarının etkilerini yaşayan herkes için okunması gereken bir çalışma olduğu kanaatindeyim. Sonuç kısmındaki önerilere katılıp katılmamak ya da gelişmelerden finansal kazanımlar elde etmeye çalışmak sizin tercihiniz, ama farkındalık için iyi bir çalışma olmuş.

 

Ergun UNUTMAZ, 29.05.2018

 

[1] James RICKARDS, (Currency Wars: The Making of the Next Global Crisis) Scala Yayıncılık, Birinci Basım, Mart 2013, İstanbul (Türkçeye çeviren Neşenur Domanİç, Nusret Avhan).