Economy

Döviz Kurları Üzerine

ÖZET: Bu yazıda; İmkânsız Üçlü Teorisi, Nominal ve Reel Döviz Kurlarının tanımı, hesaplanması ve ikisi arasındaki fark ile bunlara ilişkin geçmişte oluşmuş değerlere yer verilmekte olup gelecekte hangi seviyelerde bir fiyatlama oluşacağı bilinemeyeceği için bu konuda bir yorum bulunmamaktadır. Ardından TCMB reel efektif kur ele alınarak ihracat ithalat ilişkisine değinilmektedir.

Yazının ikinci bölümünde; türlerine göre, Türk lirası ve yabancı para olarak mevduatların seyri ele alınmıştır. Bu bölümde de öncelikle aylık verilerle Merkez Bankası mevduatları, devamında da haftalık verilerle Bankacılık Sektörü mevduatlarının kompozisyonu gösterilmiştir.

Son bölümde ise Tüketici Güven Endeksi verileri grafik üzerinde sunulmuştur.

İmkânsız Üçlü ve Döviz Kuru Seviyesi


Uluslararası iktisat teorisinde “İmkânsız Üçlü” adıyla bilinen kavram, bir ekonomide;

– Sermaye hareketleri serbestisi,
– Sabit kur rejimi ve
– Bağımsız para politikası

seçeneklerinin aynı anda kontrol edilemeyeceğini öne sürmektedir. 1960’lı yıllarda John Marcus Fleming ve Robert Alexander Mundell tarafından bağımsız bir şekilde geliştirilen model, ekonomi kitaplarında Mundell-Fleming Modeli olarak de geçmektedir.

Son dönemde Türkiye ekonomisinde ABD dolarının Türk lirası karşısında 6,8500 seviyelerinde istikrarlı bir trendi sergilemektedir. Haziran ayının ikinci yarısından sonra kurun çok düşük oranda bir dalgalanma içinde olduğu dönem işaretli bölgede görülmektedir.

Kaynak: TradingView



Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), elektronik veri dağıtım sistemi üzerinden, ABD doları alış verileri ile oluşturulan aylık grafik 2015 yılı başlangıç döneminden itibaren kurlarda güçlü bir artış eğilimi yaşandığını göstermektedir. Başka bir deyişle küresel olarak son zamanlarda dolara olan yüksek dış talep, içsel dengeler ve çeşitli diğer nedenlerle, Türk lirası dolar karşısında değer kaybına uğramıştır.

Konunun bir de reel efektif kur boyutu vardır ki bununla ilgili 2008 yılı çalışmamdaki tanımları (1) (2) ve daha önce önerdiğim kaynakları daha geniş bir bilgi için inceleyebilirsiniz. Aşağıdaki grafikte TCMB verileri ile 2003 yılından sonraki reel efektif kur gelişimi gösterilmektedir. Karşılıklı enflasyon oranlarını da dikkate alarak hesaplanan reel efektif kur 69,32 seviyesindedir. Bunda ise küresel olarak dolara olan talebin önemli bir payı vardır.

Kaynak: TCMB – EVDS

Mevduatlar – Merkez Bankası


Yazmaya başlamadan önce araştırmama kaynak olan sorulardan birisi de Sayın Mahfi Eğilmez Hocamızın “Faizi İndirince Enflasyon Düştü mü?” başlıklı yazısı ve bu yazıya ilişkin bir yorumdu. Bir okuyucu, analiz dönemi kapsamında döviz mevduat gelişimi hakkında yerinde bir istekte bulunmuş. Bu iki konunun bağlantılı olduğunu düşündüğüm için aynı yazıda bu bilgilere de yer vermeyi uygun buldum. Önce Merkez Bankasındaki mevduatlara, ardından da Bankacılık Sektöründeki mevduat paylarına bakalım:

İlk grafikte yabancı mevduatın ve Türk lirası mevduatın, toplam mevduat içindeki payları yüzdeler hâlinde gösterilmektedir. TCMB verileri ile 2015 yılını başlangıç periyodu olarak alıp aylık değerlerle hazırlamış olduğum grafiğin üst kısmındaki yeşil çizgi; yabancı para mevduatların yüzde 80 seviyelerinde azaldığını göstermektedir. Ocak ayından sonra, yabancı mevduatın toplam mevduat içindeki payı ise Mayıs ayı sonunda yüzde 66,15 değerine gerilemiştir.

Aynı dönem için Türk lirası mevduatlar yüzde 15 seviyelerinden başladığı çıkışla Mayıs sonunda yüzde 33,85 değerine ulaşmıştır.

Aşağıdaki grafikte aynı verileri yüzde yerine bu kez düzey olarak görselleştirdim. Covid-19 sonrası dönemde tüm merkez bankaları gibi TCMB’nin de parasal genişleme ile Türk lirası mevduatı artttırdığı söylenebilir. Dolayısı ile parasal tabandaki genişlemenin Türk lirası mevduatlara yansıdığı ve oransal farkın kaynağının para arzı artışı olduğu düşünülebilir.

Bununla birlikte yabancı para mevduattaki azalmanının olası sebeplerinden bazıları şunlardır:

– Uzun süredir yabancıların menkul kıymetler piyasasında satış tarafında bulunmaları bilinen bir durumdu. Yurt dışı yerleşikler, bu satışlardan elde ettikleri tutarları, dövize çevirip ülke dışına çıkarmış olabilirler.

– İkinci bir alternatif, yurt içi yerleşikler de döviz mevduatlarını harcamaya dönüştürmüş olabilir.

– Üçüncü bir alternatif ise tüm aktörlerin sisteme güven duyarak ve yapılan önerileri dikkate alarak varlıklarını yabancı para mevduat yerine Türk lirasına çevirmiş olabileceğidir. Zaten gerek altın ve döviz alımında yapılan vergisel düzenlemeler ile bankaların mevduat tutmak yerine kredi kanallarını aktif olarak kullanması için atılan adımlar da bu yönde bir hedef içeriyordu.

Dış borç ödemeleri vb. burada yer almayan, ancak döviz rezervlerinin azalmasına neden olan faaliyetler neticesinde Merkez Bankası mevduatları açısından durum bu şekildedir.

Mevduatlar – Bankacılık Sektörü, Haftalık

Şimdiye kadar kullanılan veriler, TCMB’nin, türlerine göre sınıflandırılmış, Merkez Bankası Aylık Mevduat değerleriydi. Aynı çalışmayı haftalık, mevduatlar ve Bankacılık Sektörü için yürüttüğümüzde ise şu sonuçlar elde edilmektedir: Başlangıç yılı olan 2012’den sonra Türk lirası ve yabancı para mevduatların toplam mevduat içindeki payını hesapladığımızda aşağıdaki gibi bir görünüm oluşmaktadır.

Grafiğe göre 2012 yılı sonunda yabancı paranın (yeşil çizgi), toplam mevduat içindeki payı yüzde 30 düzeyinden Haziran 2020 sonunda yüzde 50 seviyesine gelmiştir. Aynı dönemde Türk lirasının (mavi çizgi), toplam mevduat içindeki payı yüzde 70 seviyesinden yüzde 50’ye gerilemiştir. Hesaplanan değerler Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun ‘Aylık Bankacılık Sektörü Verileri’ ile de uyumluluk göstermektedir.

2018 yılının yaz aylarında Türk lirasındaki değer kaybına rağmen bir yıl daha dolarizasyon süreci devam etmiş, ardından bu üst seviyede dengelenme gerçekleşmiştir. Grafiğe göre 2019 yılının ikinci yarısından sonra TL mevduata dönüş görülmektedir. Negatif reel faizler ile döviz ve altın alımına getirilen vergilerin bundan sonraki sürece etkisini önümüzdeki dönemde belki ayrıca izleyebiliriz.

Son olarak 2012 yılından itibaren, yine TCMB tarafından hazırlanan Anket sonuçlarına göre Tüketici Güven Endeksini incelediğimizde; ara ara yukarı yönlü sıçramalar ve aşağı yönlü bir eğilim görülmektedir. Ulusal paranın iç değerini etkileyen enflasyon süreci tüketici güvenini olumsuz etkilemektedir.

Bununla birlikte küresel çalkantıların son aşamasında isek ve bu noktadan sonra işler iyiye gitmeye başlayacaksa grafikteki son yukarı hareket dip noktasından bir toparlanmanın işareti olarak da değerlendirilebilir.


Ergun UNUTMAZ, 07.07.2020


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *