Küresel Finans Krizi

Dr. Mahfi EĞİLMEZ [1]

Makroekonomi ve Finans dallarına ilgi duyan birisi olarak ‘Küresel Finans Krizi’ üzerine Mahfi Hocamızın Aralık 2008 tarihli kitabının ilk basımını okumamdan bu yana aradan 10 yıl geçmiş. Buna rağmen Ekim 2017 tarihli bu on dördüncü baskıyı da yine keyifle bitirdim ve kendimce tekrar notlar aldım. Bu kitabın, finansal krizleri tek tek açıklarken gelişmelerin arka planında yatan gerekçeleri net bir şekilde ortaya koyan, krizlerin yıkıcı etkilerini sayılarla gösteren, yaşanabilecek bir sonraki potansiyel krizin tahminini yapan ve sunulan çözüm önerileri ile artı değer katan bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Sayın Eğilmez’in diğer kitaplarını, geçmişte gazetelerdeki ve günümüzde kendi internet sitesi üzerinden yazılarını takip edenler zaten kendisinin karmaşık konuları ne kadar sade bir şekilde açıkladığını bilirler. O yüzden bu kitabı okurken Albert Einstein’ın “basitçe anlatamıyorsan yeterince anlamamışsındır” sözü hep kulaklarımda çınladı.

Kitap bu yönüyle hem akademik bilgisi olmayan sıradan bir ekonomik aktöre ekonomik sistemleri, finansal krizleri ve bunları önlemede kullanılabilecek araçları gösteriyor hem de belirli bir altyapısı olan ve konuyu derinlemesine incelemek isteyenlere bir referans noktası oluşturuyor. Kitapta öncelikle kapitalizm, piyasa, devlet, küreselleşme ve ekonomik kriz gibi temel kavramlar genel hatlarıyla açıklanmış. Ardından 1929 yılını baz alınarak kapitalizmin yaşadığı krizler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin paralel bir zaman akışında, ama özellikle de 1980 dönüşümü sonrasında, yaşadığı ekonomik krizlere yer verilmiş. Son olarak ise kapitalizmin neden kriz yaratan bir sistem olduğu ve bu tür çöküşleri daha ortaya çıkmadan ya da ortaya çıktığında en az hasar verici etki ile nasıl atlatılabileceğine dair oldukça önemli tespitler ve çözüm önerileri ile tamamlanmış. Ayrıca kitabın sonuna da küçük bir ekonomik terimler sözlüğü ilave edilmesi yüzeysel bilgisi olan okuyucular için faydalı bir kılavuz olmuş.

Sayın Eğilmez’in konuyu ele alış şekli gibi kullandığı yazım dili de oldukça sade ve akıcı. Konunun önemli olmasına ve bazen farklı kaynaklardan karşılaştırma yapılma gerekliliği göstermesine rağmen, kitap sürükleyici bir roman gibi birkaç saatte bitirilebilecek bir yapıda tasarlanmış. Tezler ve krizlerin etkileri gerek tablolar gerekse de grafiklerle zenginleştirilerek sunulmuş.

Küresel bir ekonomik durgunluğun beklendiği 2019 yılında ve on yıllık kriz konjonktürünün tamamlandığı; ancak son krizden yeterince derslerin çıkarılmadığı bir ortamda bu çalışmayı bir kere daha okumanızı ve ona göre pozisyon almanızı öneririm.   

Ergun UNUTMAZ, 08.12.2018

[1] Dr. Mahfi EĞİLMEZ, Remzi Kitabevi, On Dördüncü Basım, Ekim 2017, İstanbul.

World Chess Championship

The World Championship 2018 took place this year in London, United Kingdom, between November 09 and 28. Magnus Carlsen, the reigning world champion, was challenged by Fabiano Caruana. The twelve-game match ended in 6-6 and having not even a single win by either side was a record. Then tie-breaker games came to the fore and Magnus Carlsen made his presence felt.

In a four-game  rapid round, worlds No.1 ranked at this speed, Carlsen made already two wins and was comfortable at the beginning of third round, as a draw would be enough for him to proclaim his victory. However things were opposite for Caruana, as he needed absolutely a win to continue. Under these circumstances we had a chance to watch a party that goes to the edges, but in the end Carlsen won that game, too.

As a result he managed to retain his title. He will carry the World Chess Champion title until the next championship, which will be held in 2020, but with an obvious fall in his tremendous performance and a strong rivalry by Caruana make things more interesting for the future. But now it is time to cherish the moment and enjoy this victory! Afterwards of course learn precious lessons from his strategies and matches. Last but not least, in addition to having the proud of such an honour, Magnus Carlsen also won the 55% of a million-euro prize solely from this event.

You can check the news and parties from the official FIDE broadcasting link below: 

World Chess Championship 2018: https://worldchess.com/

 

The World Championship 2016 was held in Manhattan, New York between November 11 and 30. The current champion Magnus Carlsen of Norway and his challenger Sergey Karjakin of Russia had 6 points from 12 game classical series, each with a win. Then at the tie-breaks Carlsen had two draws in the first two parties than with two consecutive wins managed to defend his title. 

Photo: https://www.dw.com

The World Championship 2014 was the first tournament for the two-year cycle decision. After Magnus Carlsen has just toppled Viswanathan Anand in 2013, it was time now to defend the World Chess Champion title against him. The tournament took place in Sochi, Russia from November 07th to28th. At the eleventh game of twelve round series Carlsen declared his victory with three wins and seven draws.   

Source: FIDE Database – https://de.wikipedia.org/

 

Ergun UNUTMAZ, 29/11/2018

Biyografi 3 – M. Kemal

M. Kemal

Yılmaz ÖZDİL [1]

 

Daha önce İlber Ortaylı’nın ‘Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ adlı biyografisini okumuş ve burada kısa notlarımı paylaşmıştım. Yılmaz Özdil’in ‘M. Kemal’ başlıklı çalışması da bu anlamda onu tamamlayan bir kitap olmuş. Sayın Ortaylı hocamızın tarihçi kimliği ile olayları ele alışı ile Sayın Özdil’in gazeteci olarak Mustafa Kemal’in hayatını aktarışı arasında doğal olarak farklar var. İlki, gerek akademik yazım tarzı (referanslar, dip notlar, belgeler) ve dili ile, gerekse de kronolojik sıra izlenişi ve daha kapsamlı bir aralığı işlemesi gibi unsurlarla ikincisinden ayrılıyor. Ancak bu birini diğerine tercih anlamına gelmemeli. Çünkü bakış açısı farkının getirisi çok farklı ve ikisi de son derece gerekli.

Yılmaz Özdil’in kitabını okurken sanki kendisine sabahın erken saatlerinde İzmir, Bostanlı balıkçı kahvesinde rastlamışım da bana Atatürk’ü anlatıyormuş gibi hissettim. Son derece doğal, içten ve samimi bir üslupla, ancak yine araştırma, belge ve çapraz karşılaştırmaya dayanan bir şekilde. Sadece takvim bazında değil de, konu bazında sıra dışı bir hayatın tüm yönlerini aktarıyor gibi. Dili ve kelime seçimleri de ona uygun tabii.

Ancak ayrıntıda yatan bir farkı hemen belirtmek, kitap tasarımının hakkını vermek gerekir. Şimdiye kadar okuduğum Atatürk kitaplarının çoğu içerik olarak askerî, siyasî veya ekonomik başarıları ön plana çıkarırken artık karamsarlıktan mıdır, konunun önemine istinaden ciddiyet katmak için midir bilinmez hep siyah tonlarda, ağır ve karamsar bir tasarım sergiliyorlardı. Dolayısı ile seçtikleri kapak resimleri ve tarzı da buna uygun oluyordu. Ancak Yılmaz Özdil, Steve Jobs’ın biyografisine benzer bir şekilde beyaz rengin temizliği ve ferahlatıcı hissi ile fark yaratmış. Sadece bu da değil, ilk ve son sayfalarda kırmızı renk ile Türk bayrağına ve diğer psikolojik algılara gönderme yaptığı gibi kapakta resim, kendi adı veya kitabın adı gibi başka unsurlara yer vermektense Atatürk’ün imzasını lake kabartma olarak tercih etmiş. Kanımca bunlar bile okuyucuda ilgi uyandırıp kitabı okumaya teşvik etmeye yeter. Keşke yayın evi de benzer hassasiyeti gösterip logosunu sadece sırt kısmında kullansaydı daha şık olurdu.

İçerik açısından da kitap oldukça zengin; zaten bildiğimiz olayları insani boyutu ile samimi şekilde anlatırken, az bilinen ya da çoğu eserde yer verilmeyen unsurları da belgeler ve yakınlarının hatıraları ile birleştirerek okuyucuyla buluşturmayı başarmış. Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak; ne zorluklar içinde neleri, nasıl hayal ettiğini, planladığını ve hayata geçirdiğini görmek; giyim tarzından, yeme-içme alışkanlıklarına, okuma ve eğitimden, sanatla iç içe geçen, yabancı dillerle genişletilmiş, kurmay düşünce sistemi ile derinleştirilmiş bilgi birikimi ve kültürünü örnek almak; bir ulusun yaşadığı zorlukları ve sıkıntıları hissedebilmek, haklı mücadelesine ortak olmak, ardından yürütülen muazzam, ilkeli ve ince diplomasi ile ekonomik, sosyal ve hukuksal reformları  benimsemek adına son derece başarılı olmuş bir çalışma.

Bununla birlikte sonraki basımların geliştirilmesine yönelik birkaç önerim de var: Öncelikle yine fotoğraflar konusunda hayal kırıklığına uğradım. Steve Jobs’ın biyografisindeki tasarım pekâlâ burada da kullanılabilir, Atatürk’e ait fotoğraflar kuşe kâğıda baskı olarak ve daha büyük boyutlarda, daha kaliteli bir şekilde sunulabilirdi. İkinci olarak kitapta verilen rakamlar arasındaki bazı tutarsızlıklar incelenerek düzeltilebilir ya da rakamlar doğru ise ifadeler yumuşatılabilir. Diğer bir konu da bazı önemli bilgilerin referans ve kaynak gösterilmeden aktarılmış olması. Evet kitabın tarzı belki bunu gerektiriyor, ancak ayrıntının hassasiyet yarattığı alanlarda bu tür ilavelerin çalışmaya güç katacağına inanıyorum. Son olarak yine Türk Dil Kurumunun ‘Yazım kılavuzu ve Kuralları’nın redaksiyonda yer yer atlandığını görmek üzücü. “Devlete ait, devletle ilgili ya da ciddi” anlamındaki sözcüğün doğru yazımı “resmî” şeklindeyken “resmi” şeklinde kullanılması; “yurt dışı” kelimesinin sehven bitişik yazılması; noktalama işaretleri kullanımındaki hatalar, örnek olarak sayabileceğim bazı unsurlar. Bir sonraki basımda bu tür ufak sorunların giderilerek okuyucuya daha kıymetli bir kitap sunulacağını düşünüyorum.

Ergun UNUTMAZ, 28.11.2018

 

[1] Yılmaz ÖZDİL, Kırmızı Kedi Yayınevi, İkinci Basım, Ekim 2018, İstanbul.

Biyografi 2 – ATATÜRK

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Prof. Dr. İlber ORTAYLI [1]

Muhakkak ki hepimizin işi çok ve okunacak o kadar şey arasında fazladan birkaç kitaba yer yok. Bu durum genel olarak benim için de böyle; ancak 10 Kasım 2018’de Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü 80. ölüm yıldönümünde anarken, bu kez onun biyografisini okumayı seçtim. Tüm imkansızlıklara rağmen olağanüstü sonuçlara ulaşan, dehasını ve hayallerini dönemin koşulları ve gerçekleri ile dengeleyebilen veya yeri geldiğinde her ikisini de değiştirebilen, kısa sürede büyük işler başaran bir liderin hayat hikâyesini okumak aslında herkes için bir gereklilik. Diğer taraftan İlber Ortaylı gibi bilgi birikimi, yabancı diller alanındaki melekesi ve tarih konusundaki uzmanlığı tartışmasız bir hocamızın, zaman ayırarak kaleme aldığı; resmî bilgi ve belgelere dayanarak, farklı kaynaklarla karşılaştırmalı analizlerle ortaya koyduğu bu çalışmayı okumak aslında bir seçimden ziyade bir zorunluluk, bir görevdir.   

Kitaba gelince, içeriği gerek genel tarih bilgimizden gerekse farklı kitap, belgesel ve yayınlardan malumuz olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı. Ancak fark, İlber Ortaylı’nın tarihçi bakış açısı ile olguları olaylarla ilişkilendirme, neden-sonuç ilişkisi döngüsünde bir dönemin koşullarını ele almasında ve bunu dünyanın şartları ile karşılaştırarak analiz etme tekniğinde yatıyor. Kitap, Mustafa Kemal öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun vaziyeti ile başlayıp onun ailesi, eğitimi ve askerlik yılları ile devam ediyor. Atatürk’ün fikirlerini şekillendiren gelişmeler, savaş yılları ve yaşanan değişimler, ardından da inkılaplar ve kişisel özellikleri ile son buluyor.   

Sayın hocamızın daha önce birçok kitabını okuduğum için diline ve üslubuna bir aşinalığım var. Diğer taraftan dördü üst düzey olmak üzere 6 dildeki birikimim ile hocamızın çalışmaları benim için anlaşılır ve akıcı. Ancak bu durumun genel okuyucu kitlesi için böyle olmadığına da tanık oluyorum. Örnek vermek gerekirse kitapta “emansipasyon”, “aktüel”, “kozmopolit” gibi batı dillerine ait kelimeler yanında “layıha”, “muallim”, “münevver” gibi Arapça kökenli sözcüklere ve benzerlerine sıklıkla yer veriliyor. Bunların dışında Latince deyim ve sözlerin az kullanıldığını bile söyleyebilirim. Bu tür sorunlar yaşayanlar için Türk Dil Kurumunun sözlüğü ve yabancı sözlüklere hızlı göz atmak yeterli olacaktır.    

Diğer bir nokta ise bu tür tarihi incelemelerin roman gibi okunup geçilememesidir. Eğer “Dionisyen sanatlar”, “Türkçülük ve Turancılık”, “Westfalya Barışı”, “Fransız İhtilali” veya “Osmanlı İmparatorluğunda Anayasal süreçler” gibi kavramlar ve olaylar hakkında bilginizi yoksa cümle içinde geçen bu tür referansların havada kalması ihtimali var ki, o zaman mesajın anlaşılamaması ya da yanlış anlaşılması gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. O nedenle bu çalışmayı okurken bir miktar da arada başka kaynaklara başvurma ihtiyacı hissedebilirsiniz.

Ne kadar dikkate alınır bilmiyorum ama üç konuda bu kitabın gelişime açık yönleri olduğunu düşünüyorum: Öncelikle kitapta Atatürk’e ait fotoğraflara konu akışına göre yer verilmesini çok yerinde buldum. Bu fotoğraflar kuşe kâğıda baskı olarak daha kaliteli bir şekilde işlenseydi kanımca çok daha iyi bir baş ucu eseri olurdu. Ancak sanırım maliyet unsuru düşünülerek (ya da bu konu üzerinde durulmadan) bu tür bir yol izlenmiş. İkinci olarak hocamızın da altını çizdiği gibi ulu önder Atatürk hem tarih hem de coğrafya alanlarına oldukça hâkimdir. Yine hocamız da bu bütünlük içerisinde geniş bir coğrafi referans ile olayları aktarmış. Bilenler için bu elbette ki hiç sorun yaratmıyor, ancak gençler ve olaylar arasındaki ilişkileri daha net kavramak isteyenler için bu savlar bir de haritalarla desteklenirse çok daha güçlü ve etkili bir aktarım olacağı görüşündeyim. Son olarak (az da olsa) yazım hataları redaksiyonda atlanmış. “Bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm” anlamındaki sözcüğün doğru yazımı “inkılap” şeklindeyken Arapçası “inkılâp” şeklindedir. Benzer şekilde “bağımsızlık” anlamındaki “istiklal” kelimesi yine Arapça versiyonu olan “istiklâl” olarak kullanılmıştır. Hocamız ikinci versiyonları kullanmakta haklı olabilir, ancak redaksiyonun işi bunları öz bir Türkçe ile sadeleştirmek ve yazım kurallarına uygun hâle getirmek olmalıydı. Yine “anavatan” yerine doğru kullanım olan “ana vatan” gibi küçük düzeltmeler de bu kategoriye dâhildir. Bir sonraki basımda belki bu tür ufak sorunlar giderilir ve eklemeler yapılırsa mevcut eser çok daha güçlü bir kaynak kitaba dönüştürülebilir.

Sayın hocama bu vesile ile şükranlarımı sunuyor, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygıyla ve minnetle anıyoruz.

 

Ergun UNUTMAZ, 15.11.2018

 

[1] Prof. Dr. İlber ORTAYLI, Kronik Kitap, Birinci Basım, Ocak 2018, İstanbul.

TR: Ekonomi Güncel

Faiz Getirisi Hesabı

Finansal piyasalarda ne zaman krizler yaşansa, “kur ne olur, faiz yükselir mi, şimdi yatırım için uygun zaman mı” gibi sorular hemen herkesin fikir belirttiği bir alan hâline dönüşüyor. Böyle olunca da bilgi eksikliği, yanlış anlaşılmalar ve hatalı aktarımlar yanında ezbere dayalı hesaplar nedeniyle doğrulardan uzaklaşılıyor. Finans gibi derin bir alan, yüzeysel değerlendirilince de kazanç gibi görünen yatırımların aslında reel anlamda zararla sonuçlanabildiği ortaya çıkıyor. İşte hem bu tür sorunlara sayısal örneklerle netlik kazandırmak için, hem de son dönemde yaşanmakta olan döviz kuru oynaklığı ve stopaj oranlarında yapılan değişiklik kapsamında [1], vadeli mevduata yatırılan Türk lirası ve avro finans kapitalin getirilerine ilişkin açıklayıcı ve karşılaştırmalı bir yazı hazırlama gereği duydum. Özet olarak bu yazıda dört tema bulacaksınız:

    1.  Vadeli mevduatta getiri hesabı,
    1.  Şube ve İnternet Şubesi faiz oranları farkı,
    1.  Stopaj oranlarındaki değişiklik ve etkileri,
  1.  2016 ile 2018 yılları arasında TRY ve EUR mevduatların reel getirileri; başka bir deyişle Türk lirasında son iki yılda yaşanan değer kaybının getirilere etkisi.

Varsayalım ki yatırım yapmak için kenara ayırdığınız 10.000 avro tutarında bir finans kapitaliniz var ve bunu bir yıl vade ile değerlendirmek için Türk lirası (TRY) ve avro (EUR) mevduat ürünlerini seçtiniz; oluşturulan sepeti de eşit oranda paylaştırdınız diyelim. Ardından da 5.000 avronun ve bu tutarın XETRA[2] üzerindeki kur ile (1 EUR = 7,5630 TRY) karşılığı olan 37.815 liranın ayrı ayrı 1 yıl vadeli getirisini hesaplayalım:

Türk lirası için yüzde 21 yıllık faiz oranının dönem sonundaki getirisi 7.941,15 TRY olmuş ve bu tutardan yüzde 12’lik stopaj tutarı olan 952,94 TRY düşüldüğünde net faiz getirisi 6.988,21 TRY olarak bulunmuştur.

Ancak net nominal faiz ve beklenen enflasyon oranları dikkate alınarak hesaplanan reel faiz göz önüne alındığında aslında finans kapitalde kazanç değil; 6,38 TRY’lik bir erime olduğu görünmektedir. Enflasyondaki artış yerel paranın satın alma gücünü düşürdüğü için anapara artı faiz getirisi ile dönem başındakine göre artık on binde 2 daha az tutarda mal ve hizmet alınabilmektedir.

5.000 avro için ise durum daha kötüdür. Faiz oranının düşük, kesilen verginin yüksek ve son olarak da Euro bölgesinde beklenen enflasyonun yüksek seyretmesinden dolayı nominal olarak 48,30 avro kazanç sağlanmış gibi görünse de reel getirinin ve paranın satın alma gücünün negatif bir sonuç ortaya çıkardığı gürülmektedir. Demek ki negatif faiz durumunda finans kapitali değerlendirmek için alternatif araçlara yönelmek bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Vadeli mevduat getirisini bu tür formüllerle uğraşmadan, birçok bankanın kendi web sitelerinde sunduğu hesap makineleri ile de hesaplayabilirsiniz. Yeri gelmişken bu noktada bir konuya daha açıklık getirmekte fayda var. Faiz oranı seçiminde karşınıza şube ve internet şube oranları olmak üzere iki seçenek gelecektir. Fiziki olarak banka şubelerinden yapılan işlemlerde, şube maliyetleri devreye girdiği için faiz oranı ve dolayısı ile dönem sonu getiri hatırı sayılır oranda daha düşük olmaktadır. Dolayısı ile bankacılık işlemlerini elektronik altyapısına da güvendiğiniz kurumlarla yürütmenizi tavsiye ederim.

Stopaj Oranı Değişikliği

Stopaj oranlarındaki değişiklik konusuna gelirsek, bunun son dönemde yaşanan ve Türkiye’den döviz çıkışını engellemek için gerçekleştirilen bir müdahale olduğunu görebiliriz. Yüksek miktardaki dış borç stoku ve cari açık ile bunun finansmanı konusundaki endişeler; Başkanlık sistemi sonrasında para politikasına aktif yön verileceği demeçleri ile Merkez Bankası bağımsızlığına yönelik endişeler ve nihayetinde enflasyon oranının son 15 yılın zirvesine tırmanması Türk lirasından kaçışa sebep olmuştur. Amerikan Merkez Bankasının da doları cazip hâle getiren politikaları, küresel sermaye hareketlerinin etkisi ve siyasal gerginlikler de bu sürece eklenince Türk lirası yabancı para birimlerine karşı önemli oranda değer yitirmiştir. 31 Ağustos 2018 tarihli ve 30521 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren stopaj oranı düzenlemesi de bu bağlamda yabancı para ile vadeli mevduata yapılan yatırımları daha yüksek bir vergi oranı ile caydırıcı hâle getirirken, Türk lirası vadeli mevduata yapılan yatırımları daha düşük vergi oranı ile teşvik etmeyi hedeflemektedir. Yabancı paradan ulusal paraya dönüş dolaylı faiz artışı etkisi ile sağlanmaya çalışılmaktadır.

Aşağıda sırasıyla 100.000 Türk lirası ve 10.000 avro için 1 yıl vadeli mevduata yapılan yatırımlar değişen stopaj oranları ile karşılaştırılmıştır. Ulusal para ile bir yıl vadeli mevduata yapılan yatırımlarda yüzde 12’den yüzde 3’e indirilen stopaj oranı, net nominal faiz getirisini ve net nominal faiz oranını etkileyerek beklenen enflasyonun üzerinde bir getiriyi, dolayısı ile portföylere kâr olarak yansıyacak yatırımları, mümkün kılmıştır. Diğer taraftan avro yatırımlardaki yüzde 1’lik artış ise zaten reel olarak zarar yazan yatırımları daha da kötüye götürmüştür. 

Döviz Kurunun Yatırımlara Etkisi

Bu incelemeyi bitirirken son bir noktaya daha dikkat çekmek gerekmektedir: Türk lirasında son iki yılda yaşanan değer kaybı acaba Türk lirası ve yabancı para cinsinden yatırımları nasıl ve ne yönde etkilemiştir? Aşağıdaki grafik 2 Eylül 2016 ile 03 Eylül 2018 arası dönemde Türk lirasının avro karşısındaki değerini göstermektedir. Döviz kuru söz konusu dönemde 3,30 seviyesinden yüzde 132,72 artışla 7,68 seviyesine çıkmış; başka bir deyişle Türk lirası yüzde 60’a yakın değer kaybetmiştir.

Sayısal bir örnekle durumu açıklamak gerekirse:

2 Eylül tarihinde 30.000 avrosunu (30.000 EUR x 3,30 = 99.000 TRY) Türkiye’ye getirip yıllık %14,15 faiz oranı üzerinden 1 yıl vadeli mevduata yatıran yatırımcı, dönem sonu olan 2 Eylül 2017 tarihinde (99.000 x 14,15 / 100) 14.008,50 TRY nominal faiz getirisi elde etmiştir. Bu tutara uygulanan %12’lik stopaj ile (14.008,50 x 12 / 100) 1.681,02 liralık gelir vergisi kaynakta kesilmiş Net Nominal Faiz Getirisi olan (14.008,50 – 1.681,02) 12.327,48 TRY yatırımcının hesabına aktarılmıştır.

Yatırımcının bu tutarı ana paraya ekleyerek (99.000,00 + 12.327,48) 111.327,48 TRY’yi yeni faiz oranı olan %14,50 ile yine 1 yıl vadeli mevduata yatırdığını ve dönem sonunda 14.205,39 liralık Net Nominal Faiz Getirisi elde ettiğini varsayalım. Böylece dönem sonunda yatırımcımızın finans kapitali (12.327,48 + 14.205,39) 26.532,87 liralık faiz getirisi ile (99.000,00 + 26.532,87) 125.532,87 TRY değerine ulaşmıştır.

İki yılda %25 artış ile 26.500 liralık net getiri kulağa çok hoş geliyor. Ancak atlanan bir nokta var! Şimdi yatırımcımızın 30.000 avro ile elde ettiği bu getiriyle birlikte ana parasını 2 Eylül 2018 tarihindeki kur üzerinden (1 EUR = 7,68 TRY) avroya çevirip ülkesine götürmek istediğini varsayalım:  125.532,87 TRY / 7,68 = 16.345,43 EUR yatırımcının eline geçecek olan tutardır. Yani yatırımcı 25.000 lira para kazandığını düşünürken aslında 30.000 avrosu 16.345 avroya düşmüş, başka bir deyişle iki yılda parasının %40ı olan (30.000 – 16.345) 13.655 avroyu kaybetmiştir.

Bu noktada geleceğe yönelik bir yatırım tavsiyesinde bulunmuyorum, ancak geçmişte yapılan yatırımların muhasebesini yaparak ve değişen koşulları takip ederek en uygun kararlara ulaşmanızı temenni ediyorum.

Ergun UNUTMAZ, 03.09.2018

[1] Karar, 31 Ağustos 2018 tarihli ve 30521 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlanmıştır.

[2] http://www.boerse-frankfurt.de/devisen/euro-tuerkische_lira-kurs

[3] Bu tür hesaplamaları yürütebilmek ve faiz konusundaki kavram kargaşasını aşabilmek için Sayın Mahfi Eğilmez’in akıcı ve anlaşılır yazılarını okumanızı tavsiye ederim. “Güncellenmiş Faiz Dersi”, “Faiz Deyince” ve “Kur, Faiz, Enflasyon Üçlüsü” ilk aklıma gelenler.