GDP Growth – TUR

Growth Rates are revealed for Turkish economy (2019 Q2)

As the underlying reasons of recession fears previously discussed under inverted yield curve, I will not dwell on the situation here once again, but rather on an evidence check. This month we will all be looking for the economic data and announcements of leading central banks on the outlook of global demand and supply conditions. And of course with that, their decisions on interest rates, quantitative easing etc. 

And the first issue that took my attention today was the release of gross domestic production (GDP) figures in the second quarter of 2019, for Turkey, by the Turkish Statistical Institute. There is much to comment on figures or future expectations, but the clear and simple result is that: Although the Turkish economy is in slumpflation phase, it looks like on a path of recovery. Expenditure based GDP shrank by 1,5 percent year-on-year, while adjusted GDP rose by 1,2 percent compared to last quarter.

At the above graph, I have plotted the percentage change in GDP values, which are calculated with expenditure method, in comparison to the same quarter of the previous year. It is seen from turquoise columns, that the GDP growth rates are falling since the peak of 2017/q3 and even this fall has touched to negative zone in 2018/q4. But than the economy finally managed to start a recovery. With the current state of high inflation and declining growth, it is apt to define the status of the Turkish economy as a “slumplfation”. The figures, that today released, show that the Turkish economy contracted by 1,5 percent, year-on-year in the second quarter of 2019. This is better as the previous two quarters, but still in minus.     

On the other hand, I have also plotted the “seasonally and calendar adjusted” data for the same period with a blue line. Being smoother with the adjustments, GDP growth rate also follows the same pattern, but only in a narrower band. Today’s data shows that the Turkish economy expanded in the second quarter of 2019 by 1,2 percent with respect to previous quarter. As the one period earlier data indicates 1,6 percent growth, this result can also be interpreted as continuation of the current, declining macro trend. But I am optimistic on the issue and thinking that, unless a contagious effects from the crisis in Argentina widens or a global recession occurs, the Turkish economy will slowly recover.       


Ergun UNUTMAZ, 02.09.2019


Piyasa Analizleri ve Beklentiler 01

AĞUSTOS 2019

Takvim bazında zaten yılın en uzun ayı olan Ağustos, piyasalara gelen haberler ve siyasi, ekonomik aktörlerin davranışları ile çalkantılı bir ay oldu. Piyasalara etki eden gelişmeler hakkında daha fazla bilgi için Ekonomi Politika Strateji belgesini inceleyebilirsiniz. Geçen ayın performansı ve gelecek aya ilişkin beklentilerden önce ise oynaklık endeksi ve altın fiyatlarına kısa bir analiz ile değinmek istedim. 

VIX 

Chicago (Şikago) Opsiyon Borsası tarafından, S&P 500 endeks opsiyonları baz alınarak oluşturulan Oynaklık Endeksi (Volatility Index, VIX), 30 gün ileriye dönük olarak piyasalara ilişkin beklentileri gösteren gerçek zamanlı bir piyasa endeksidir. Genel anlamda bu Endeksin, piyasadaki risk düzeyini ve yatırımcıların davranışlarını yansıttığını söyleyebiliriz. Ortalamalara göre yukarı ve aşağı yönde daha uç değerlere ulaşılması piyasada riskin arttığına işaret eder ve bu durum oynaklığın yükselmesi kavramı ile ifade edilir. 28 Ağustos itibarıyla 21,37 seviyesinde olan Endeksin Ağustos ayı başında sert bir yükseliş yaşayarak dalgalanmalar sonrasında buraya geldiğini grafikten net bir şekilde görebiliyoruz. Dikkat çeken bir diğer nokta ise Temmuz ayı ortalaması olan 13,00 seviyesine göre Endekste neredeyse iki kat bir artış olduğudur. Bu da oldukça hareketli ve riskin yüksek olduğu bir ay geçirdiğimizi ortaya koymaktadır.    

Altın 

Piyasalarda risklerin artması yatırımcıların güvenli limanlar aramasına neden olduğundan altın ve Amerikan dolarının Ağustos ayı içinde en çok talep gören yatırım araçları olması bir sürpriz değildir. Altın fiyatları konusunda uzun vadeli perspektif ile daha önce kaleme almış olduğum yazıda 1.400 dolar seviyesinin test edilebileceğini belirtmiştim. Bu seviyenin geçilmesi ile önce 1.500 ardından da 1.600 dolar seviyeleri teknik olarak beklenen hedefler hâline gelmiştir. 

Sadece ben değil, çoğu kişi ve kurumun hesaplamalarına dahil etmiş olduğu bu değerleri en son manşetlere taşıyan ise UBS oldu. Demek ki onlar da 1.270’den topladıkları kontratları satacak alıcıları hazırlıyorlar. Haziran ayında 1.270 dolar seviyesinden çok hızlı bir şekilde başlayan yükseliş 1.350 dolarda flama formasyonunu tamamlayarak sırasıyla aynı formasyon ile 1.430 ve 1.510 dolar seviyelerini aşmıştır. Benzer şekilde şimdiki hedef 1.590 dolar olup psikolojik sınır olan 1.600 doların Eylül ayında çok hızlı bir şekilde görebileceğini düşünüyorum. Ancak 5 yıllık grafiğe baktığımızda bu son yükselişin çok sert olması nedeniyle altın fiyatlarının, 20 ve 50 günlük hareketli ortalamaların uzun süre istikrarlı kaldığı, 1.300 dolar bandına doğru sert bir düzeltme ile çekilebileceğini dikkate almak gerekir. Hızlı işlem yapamayacaklar için spekülatif amaçlı bir alım, bir süre zarara yol açabilir. Ancak risklerin yüksek olduğu bir ortamda yatırım amaçlı tutulacak altın için 1.600 yönündeki hareketi takip ederek gelişen şartlara göre portföyde bir miktar altın tutmak risk dağıtımı amacıyla faydalı bir optimizasyon sağlayacaktır. 

Yatırım Araçlarının Getirileri

Yatırım araçları benim kişisel tercihlerim doğrultusunda seçilmiş ve alt kısımdaki etiket bölümünde farklı renklerle gösterilmiştir. Değerler, Merkez Bankası istatistiklerinden ve piyasaların kapanış değerlerinden alınmıştır. Getiri ile kastedilen ise söz konusu enstrümanın Ağustos ayının ilk ve son günü değerlerindeki yüzdesel değişimdir. Ağustos ayında en yüksek getiriyi %5,98 ile altın sağlarken, en yüksek düşüş de Türkiye’de bankaların Türk lirası, bir aylık mevduata uyguladıkları faizlerde görülmüştür (%11,88).

BIST 100 Endeksi 

Daha önce sunmuş olduğum BIST 100 Analizi daha çok uzun vadeli ve dolar bazında bir incelemeyi içeriyordu. Kısa vade için ise Endeksin 105.000 seviyesindeki direnci test edip 96.000 ve 92.000’deki desteklerine çekileceğini belirterek mevcut durum itibarıyla bu dirence daha yaklaşılmadan satışların gelebileceğini de eklemiştim. Aşağıdaki grafikte 1 numaralı ok ile işaretlenen, 100.000 seviyesinden gelen satışlara karşılık alımlar oldukça zayıf kalmış, üst üste gelen şoklarla destek seviyeleri denenmiş ve Endeks 96.000’de tutunmuştur. Bu anlamda başarılı bir tahmin dönemi geçirdiğimizi söyleyebilirim.  

Eylül ayı için ise kısa vadeli analizimizi tamamlayarak uzun vadeli tahminlerimi ikinci grafik üzerinden sürdürebiliriz. Öncelikle, 2 numaralı ok ile işaretlenen RSI ve Stochastic yardımcı göstergelerinde bir uyumsuzluk olduğu kanaatindeyim. 8 Ağustos’taki fiyatın altında bir noktada olmamıza rağmen göstergeler daha yukarıda bir noktadadır. MACD ve Momentum toparlanma içinde görünse de 98.000 seviyesinden daha yukarı bir çıkış ihtimalini zayıf buluyorum. 3 numaralı ok ile işaretlenen noktada ise 20 günlük hareketli ortalamanın 50 günlük hareketli ortalamayı kestiğini görüyoruz. 200 günlük uzun vadeli hareketli ortalama ise tam olarak 96.000 seviyesinde. Dolayısı ile 104.000’den başlayan geri çekilmenin, Eylül ayında 98.000 ile 96.000 bandındaki sıkışmanın aşağı yönde kırılması ile sonlanacağını düşünüyorum. 50 günlük kısa vadeli ortalamanın 200 günlük uzun vadeli ortalamayı aşağı doğru kestiği bu tür bir oluşum “ölüm kesişmesi” olarak adlandırılır ve gerçekleşmesi hâlinde, bu muhakkak ki fiyatlarda bir düşüş getirecektir. 

Ancak iyi haber, genel anlamda BIST 100’ün genel bir çıkış trendi içinde olmasıdır. Yukarıdaki grafikte, 2013 sonunda başlayan çıkış trendinin destek noktasının 86.000 seviyesinde olduğu görünmektedir. Bu bağlamda, eğer söz konusu düşüş çok sert olursa 84.000 klasik desteğini; zamana yayılan bir düşüş şeklinde olursa yukarı çıkan kanalın alt noktasına yakın yerleri alım noktası olarak değerlendiriyorum. Örneğin benim beklentim ikinci senaryonun daha olası göründüğü ve 91.500 seviyesinin ideal bir nokta olduğu yönündedir. Zaten son dönemde yaşanan satışlardaki işlem hacmi artışına ve MACD değerinin negatif kısımda olmasına bakılırsa, alım için bir süre beklemenin daha uygun olacağı görüşündeyim.  

DAX Endeksi 

DAX Analizi kapsamında da geçen ay sunduğum tahminlerin başarılı çıkması oldukça sevindirici. Yüzde 70 olasılıkla 11.500 – 12.400 bandında bir hareket bekleyerek bu alt seviyelerin alım için iyi bir fırsat olduğunu belirtmiştim. Nitekim çalkantılı bir Ağustos ayı sonunda Endeks en düşük 11.270 seviyesini görerek ayı en yüksek seviyesi olan 11.958 ile kapatmıştır. Planlandığı üzere bu seviyelerden yapılan alımlar kârlı işlemler olarak yansımıştır. Aşağıdaki grafikte 1 ve 2 numaralar ile işaretlediğim bu noktalar trend kanalının hem altına sarkmak hem de üstüne geçmek yönünde sert etkiler yaratmıştır. Dolayısı ile de bu tür oynaklıklar kısa süreli işlemlerde zararlara ve tahmin sürecinde zorluklara da yol açabilmektedir. Özellikle 11.600’deki güçlü desteğin etrafındaki hareketler, 200 günlük hareketli ortalama ile de birleşince, başta stop-loss olmak üzere, karar verme sürecinde gelişmelerin izlenmesinin ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. 

Diğer taraftan 3 numara ile işaretlenen noktada, yukarıda BIST 100’de de görüldüğü gibi, sarı ile gösterilen 20 günlük kısa vadeli ortalama 50 günlük hareketli ortalamayı aşağı yönde kesmiş, ancak mavi ile gösterilen uzun vadeli ortalamanın üzerinde kalmayı başarabilmiştir (4 no’lu nokta). Endeks ise 11.800’den 11.270’e bir geri çekilmenin sonunda, tepki alımları ve gelen pozitif haberlerle tekrar 200 günlük hareketli ortalamanın üzerindedir. Dolayısı ile Eylül ayında Endeksin 11.200 – 12.200 aralığında ECB ve FED’in makro çerçevedeli kararlarını bekleyeceğini düşünüyorum. Diğer taraftan 26 Ağustos itibarıyla MACD’ın, Sinyal’i yukarı keserek AL işareti verdiğini ve bunun da Ağustos’un son haftası boyunca yerine getirildiğini görebiliyoruz. Muhtemelen bunu, piyasanın 25 veya 50 baz puanlık bir faiz indirimini şimdiden satın alması şeklinde yorumlayabiliriz. Ancak ben, Trump’ın FED’den beklediği gibi, bir 100 baz puanlık faiz indirimi geleceğini, mevcut ekonomik veriler dikkate alındığında pek olası bulmuyorum.  

Eylül ayı beklentim ise şöyle: İlk etapta 50 günlük hareketli ortalamanın, yani 12.100 seviyesinin test edileceğini ve olumlu şartlar altında 12.600’e kadar bir çıkış yaşanabileceğini düşünüyorum. Ancak bunun için henüz şartların oluşmadığını, 11.500 seviyesinin altının bir kere daha deneneceğini daha yüksek bir olasılık dahilinde görüyorum. Küresel ekonomideki yavaşlama eğilimi, ekonomik ve politik riskler, ticaret savaşları ve yaklaşmakta olan ABD Başkanlık seçimlerinin tercihler üzerindeki etkisi ise bu beklentinin temel nedenleri olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle oldukça dikkatli hareket etmek gereken bir sürece girdiğimizi belirtebilirim. 

Kazançlı yatırımlar. 


Ergun UNUTMAZ, 01.09.2019


Ekonomi Politika Strateji 01

AĞUSTOS 2019

DEĞERLENDİRME VE GÖRÜŞLER

Geçen ay “Temel Analiz” ve “Teknik Analiz” başlıkları altında değerlendirmesini yapmış olduğum BIST 100 ve Dax Endekslerinin değerlendirmesini daha sistematik bir çatı altında sunmak için bazı değişiklikler gerçekleştirdim. Her ne kadar bu yorumlar sadece benim kişisel notlarıma dayanan bir planlama olup bir yatırım tavsiyesi olmasa da ilginiz ve yorumlarınız için teşekkürler. 

Bu değişiklikler çerçevesinde, yazılardan Temel Analiz bölümlerini çıkararak bunun yerine daha kapsamlı ve kategorilere ayrılmış aylık gelişmeler raporunu ekledim. Gerek finansal piyasalar ve ekonomik gelişmelerle ilgilenenler, gerekse de siyasi, sosyal ve küresel gündem hakkında genel bir bilgi sahibi olmak isteyenler için derlediğim ve “Ekonomi Politika Strateji” adı altında yayınladığım bu rapor için linke tıklayabilirsiniz. Rapor aşağıda sıralanan beş soruya cevap aramaktadır: 

Gelişme: Geçen Ay Neler Oldu?

Sebep: Neden Oldu? Sonuç: Hangi Etkileri Meydana Getirdi

Beklenti: Bu Ay Neler Olabilir? Pozisyon: Nasıl Bir Strateji İzlemeli?

Diğer taraftan bu raporu baz alarak oluşturulan yatırım stratejisinde, başta yukarıdaki endeksler olmak üzere zaman zaman diğer yatırım araçlarını da kapsayacak şekilde, bir aylık dönemdeki gelişmeleri ve daha ziyade teknik analiz çerçevesinde yürütülen gelecek aya ilişkin tahminlerimi de Piyasa Analizleri ve Beklentiler raporunda bulabilirsiniz. 

Ergun UNUTMAZ, 31.08.2019


Yield Curve

Probably one of the most searched terms this month was “yield curve” and amid fluctuations in the markets, I wanted to contribute to the community by explaining the subject in a nutshell and providing visual evidence to make it clear for the ones who are interested in the issue. In order to keep it simple, of course I did not elaborate the subject in academic level, but I still kept the essentials intact. 

Although the discussion about recession and inverted yield curve was prevalent topic in financial circles, since the last quarter of 2018, central banks managed to change the perception by denying it and promising to support economies in such a scenario via quantitative easing. And that was an enough reason for a bullish rally on all the markets. However on the other side of the coin, including but not limited to; trade tariffs set by USA, retaliation by China and currency wars led by devaluation of Renminbi, tensions on the Gulf by the Strait of Hormuz, slowing economic growth and race to the bottom on interest rate cuts by central banks tell another story. Which, in turn, is reflected to US government bond yields and caused an inverted yield curve in time. That is widely interpreted by the actors as a signal of approaching recession. So, let us shed light on the topics step by step:

What is yield curve?

According to Mishkin, “A plot of the yields on bonds with differing terms to maturity but the same risk, liquidity, and tax considerations is called a yield curve, and it describes the term structure of interest rates for particular types of bonds, such as government bonds.”  

With this definition I plot all available US Treasury securities of various maturities from 1 month to 30 years on the horizontal axis, with their interest rates indicated on the vertical axis. In order to get a better idea, I have three different time points selected as: Beginning of the year (blue), mid-year (green) and yesterday (yellow),  For example, the yield curve named “Aug 28” shows that the interest rate on the three-month Treasury bill was yesterday 1,99 percent, while the one-year bill had an interest rate of 1,74 percent and the five-year bond had an interest rate of 1,37 percent.

Connecting these three figures show that the yield curve has a downward slop, which is contrary to normal circumstances. But beyond 5 years for “Aug 28” yield curve again takes its typical form with an upward slope. As the future is unknown, long term investments bear a higher risk and therefore a higher cost than short ones. Furthermore, due to inflation in the long-run, fixed returns do not worth that much compared to short-term alternatives. With these reasons yield curve tend to slope upward. Another point to pay attention on the above graph is, that interest rates are falling for all securities from the beginning of the year, and particularly since June.  

Here on the second graph I have also plotted two, ten and thirty-year bonds (respectively yellow, green and blue) for the whole year of 2019 until today. A couple of things are striking: First of all, interest rates were flat until March, but since then constantly falling. Secondly, long-term securities are in high demand compared to short-terms. Thirdly, the gap between those two are closing and two-year Treasury bond pays more than ten-year bond, as indicated with the arrow. So are we in recession?  

What is recession?

If quarterly GDP growth rate in an economy declines two times in a row, it is called a “contraction“; but if that slowdown occurs at the below zero line, that economy is called to get in a “recession”. Although economic data at the moment do not match to this allegation, market expectations and inverted yield curve suggest it strongly.

Recession and the yield curve

As the bond market brings the demand for loanable funds together with the supply of those, market interest rate for these securities give a glimpse of actors expectations about the current and future situation. If the economy is growing around/over its capacity, and there is a demand or cost related inflation pressure, actors reflect these expectations, also bound with risks, on their demand for long-term bonds as a higher interest rate. That is the essential reason behind the long-term and short-term yields difference. In such a case, FED increases the interest rates to fight with inflation by slowing down the demand. Due to increased short-term yields, the premium for investing in longer-dated yields declines. From the graph, we can see that FED kept the Federal Funds Rate constant at 2,50% since the beginning of the year and made a quarter of a percent cut in the last meeting. From their perspective and given mandate things seem under control, but needed to be handled gently. We will probably see a fifty basis point cut at the next meeting, but not alarm rings. 

Inverted yield curve

If the situation is just the contrary of above explained, which can be depicted as a sluggish demand, slowing economy, than FED might decide to cut rates in order to stipulate demand and production with lower borrowing costs. In order to make such decisions, among other things, FED observes yield curve closely. And the strongest indicator for that is the difference between two-year and ten-year Treasury yields. On 19th of August, the difference between those two drifted to negative zone, first time since 2007. 

And that movement is interpreted by the actors as a sign of recession. Because since 1970’s every touch in the negative zone between two and ten-year bonds spreads was a messenger of a recession, or putting it in another way self-fulfilling prophecy at todays financial world. 

Further Notes:

In such situations investors look for safe assets as gold and bonds to keep their wealth protected against the risks. And that means an increase in the demand for those assets. It is crucial to explain here briefly the mechanism behind price structure and interest rate on bonds: Ceteris paribus, when the demand for bonds increase, the demand curve shifts to the right and consequently the price of bonds increase. As the price of a coupon bond and the yield to maturity are negatively related, an increase in the bond price drive the interest rate down. In this regard, it is also important to keep in mind that the return on a bond will not necessarily equal the interest rate on that bond. Due to an increase on demand, bond price also increases and as a result capital gains occur for purchased bonds, which is basically the difference between bond’s price relative to initial purchase price. Only comparing current yield and capital gains we can reach a conclusion, whether the investment was profitable or not.           

Further Readings:

If you have the advantage of multi-language, than I recommend you to read Mahfi Egilmez’s article on the issue, even before this topic was so popular. It is dated back to 2014 and includes a practical application of this framework to Turkish economy.

For the economic data you can visit the website of the U.S. Department of Treasury and create your own graphs.

For the loanable funds framework, bond pricing and capital-asset-pricing model Frederic S. Mishkin’s The Economics of Money, Banking and Financial Markets is the best.

And another source for interested here is an article from Financial Times.


Ergun UNUTMAZ, 29.08.2019


Büyük Satranç Tahtası

Amerika’nın küresel üstünlüğü ve bunun jeostratejik gerekliliği

Zbigniev BRZEZINSKI [1]

Satranç geçmişim üzerine kısa bir girişin ardından yine bu sayfada satranç alanına ilişkin geleceğe yönelik planlarımdan bahsetmiştim. Bu bağlamda da strateji, aikido ve satranç dünyaları arasındaki grift yapının önemine vurgu yaparak bu kavramların günlük hayatta nasıl birbiri yerine kullanıldığına değinmiştim. Konuyu örneklendirmek için de Richard Luecke’nin şirket hayatı, iş yaşamı ve rekabet üzerine kaleme almış olduğu Strateji adlı eserini tanıtmıştım. Bugün de benzer yapı üzerine inşa edilen ve uluslararası ilişkiler üzerine yazılmış bir kitaba yer vereceğim. 

Kitabın yazarı Zbigniev Brzezinski, Polonya asıllı bir Amerikan vatandaşı olarak siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler üzerine uzmanlaşmış olup strateji alanında oldukça tanınan, saygın bir kişiliktir. Amerikan Başkanı Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak  Amerika’nın ve dünya siyasetinin 1980 sonrası döneminin şekillenmesinde, realist stratejileri ile oldukça etkin bir rol oynamıştır.

Kitabın içeriğine gelince, sadece kapak resmi bile ilk izlenim konusunda size yeterince bilgi sunmaktadır. Orijinali 1997 yılında yayınlanan eser, başta büyük güçler olmak üzere tüm dünya ülkelerinin, iç ve dış siyasetlerinin planlanması ve yönetilmesi süreçlerinde dikkat edilmesi gereken stratejik unsurları zengin bir içerikle açıklamaktadır. Finansal sektörün ve ekonomik gücün başat rolü göz önüne alınarak yürütülecek çalışmalarda küreselleşmenin etkisi ve uluslararası bağımlılık derecesi de hesaba katılırsa aslında ne kadar ince bir planlama gerektiğinin altı çizilmelidir. Bu bağlamda bu unsurların  da satranç figürü ile temsil edilip kitabın adının da büyük satranç tahtası olarak konulması şaşırtıcı değildir. Ancak uluslararası ilişkilerin simültane satrançtan farklılaştığı noktalar; kuralların herkes için eşit olmadığı, süper güçlerin üst üste hamle hakkının olduğu ve sürenin eşit ayarlanmaması gibi durumlarda kendini göstermektedir.  

Brzezinski’nin ABD, Rusya, Japonya ve Çin başta olmak üzere Avrasya ve Uzakdoğu analizleri son derece ilginç. Tarihi, coğrafi ve siyasi tahliller haritalar eşliğinde ve oldukça çarpıcı bir biçimde ele alınmış. İlk küresel güç Roma İmparatorluğu ile başlayan yolculuk, sizin kendi planlarınızı şekillendirmenize yardımcı olacağı kadar mevcut sistemin analizini yapabilmenizi ve anlayışınızı genişletmenizi de sağlayacaktır. 

Benim düşünceme göre, strateji sadece satranç, şirket yönetimi ya da siyaset eksenleri üzerinden anlaşılamaz. Strateji, hedefi olan her birey, birim ya da yapının durum değerlendirmesi ile başlayarak, kaynak planlamasından süreç yönetimine uzanan derinlikte yürütülen tüm faaliyetlerin temeli, özüdür. Birini anlamadan diğerine hâkim olunamacağı gibi, biri diğerinden devşirilerek öylece de kullanılamaz. 

Ergun UNUTMAZ, 22.08.2019


[1] Zbigniev BRZEZINSKI (The Grand Chessboard) İnkılâp Kitabevi, İstanbul, Birinci Basım, 2005 (Çeviren: Yelda TÜREDİ).

Simültane Satranç: Bir satranç ustasının birden fazla rakibe karşı, ayrı tahtalarda, ancak aynı zaman diliminde oynadığı, kendi hamlesini tamamlayıp bir sonraki tahtaya geçtiği satranç oynama şeklidir.