Science,  Travels,  Various

Latince ve Günler Üzerine

Carpe Diem

“Günü yakala”, “içinde bulunulan anın kıymetini bil” deyişi bazen Candan Erçetin’in şarkısındaki gibi; “Gel bugünün hakkını ver, yarını yarın düşünsün” ya da “gününü gün et; bugün var, yarın yok” şeklinde yorumlansa da bence bunlardan biraz daha fazladır, Horace’a atfedilen bu sözün değeri. İlk olarak milattan önce 23’te Latin şair Quintus Horatius Flaccus’un dört kitaptan oluşan Odes çalışmasında geçse de yanda kapak resmine yer verdiğim “Açıklamalı Latince Özdeyişler” adlı kitapta konunun aslında (milattan önce 341-270 arasında yaşamış olan) Yunanlı filozof Epicure’ün öğretisine kadar uzandığı belirtilmektedir.


Neyse konumuz bu sözün yorumu olsaydı, saatlerce bunun üzerine tartışabilirdik; ama benim bu yazıyı hazırlamakta iki hedefim vardır. Bunlardan birisi Latince dersleri, diğeri ise günler üzerine biraz düşünme çalışması yapmak. Yine de bu sözün üzerine detaylı bir kavrayış isteyenler için kitaptaki açıklamayı aşağıya ekledim.


Gelelim Latince çalışmalarına. Her ne kadar, “Latince ölü bir dil, kullanımı sadece yazılı materyaller ile sınırlı veya kiliseye özgü bir dil vb.” ifadeler görsem de bunlara katılmadığımı hemen baştan belirteyim. Latince en basit hâliyle benim için bir kültür aracıdır. Bundan 2500 yıl önce yaşanmış bir kültür ki hâlâ bugünü etkiliyor ve yarını da şekillendiriyor. Eski Yunan medeniyetinin çizgisel ve tarihsel bağlamda devamı olarak da düşünülebilir bir anlamda ve o çalışmaların çevirisi ve üzerine yapılan tartışmalarla gelişen bir kültür. Bir kültür ki o çalışmaların bugün Türkçe ya da başka dillere çevirisi yapılırken insanların bazen sansür uygulama veya bu düşüncelerden korkmasına yol açıyor. Oysa insan bir şeyi yok sayarak ya da onu görmezden gelerek ondan kaçamaz. Hatta eğer onunla savaşmak istiyorsa başta onu anlamalıdır bence.


İşte Felsefeye karşı ilgi, İzmir’de yaşamış olmanın etkisi ve yukarıdaki düşüncelerle Latince öğrenme sevgisi bende zaten yıllar önce vardı. Beğendiğim kitapları topladım, okumaya ve öğrenmeye çalıştım; ancak diğer dillerde başardığım “kendi başına çözme” kısmı Latince için bir türlü işe yaramadı. İlk yurt dışı seyahatim 2000 yılında Roma’ya oldu. Yıllar sonra da Atina‘ya. Hatta bu geziden küçük bir Atina Rehberi de çıkmıştı. Felsefenin, pozitif bilimlerin ve demokrasi başta olmak üzere daha birçok bilimin doğduğu ülkeleri, yerleri karış karış gezdim, hatta savaş ganimeti gibi kitap ve küçük hatıra eşyalar, anılar topladım.

Ama bir türlü olmadı işte. “Ölü bir dil” olması önermesi bu anlamda haklı olabilir, çünkü doğru kişi ve kaynaklara ulaşamamıştım belki de. Ancak geçtiğimiz ay Sayın Dr. C.Cengiz Çevik ile tanışmam ve kendisiyle birlikte tekrar Latince çalışmalarına başlamam ben de ayrı bir motivasyon oluşturdu. Umarım bu kez daha ileri gider, daha geniş bir vizyon kazanabilirim.

Vizyon derken, farklı düşünme, olaylara başka açılardan yaklaşma ve görünen şeylerin arka planını araştırma ihtiyacı mizacımın, karakterimin zaten bir parçası. Buna yeni bir dil ile derinlik katmayı kastediyorum.

Somut bir örnek mi? Buyrun. Her GÜN bir rutinimiz var ve bir şeyler yapıyoruz. Ama günlerin isimleri nereden geliyor hiç düşündünüz mü? Peki farklı kültürlerde, farklı dillerde çeviri yaptığımızda kelimeyi mi çeviriyorsunuz, yoksa aklınıza o kültürde neden bu kelimenin bu şekilde adlandırılmış olabileceğini düşünüyor musunuz? Peki aşağıdaki gibi yedinci yüzyıldan kalma Latince bir belgede bunun sizden çok önce düşünülüp yanıtlanmış olabileceği gerçeği Roma’yı yeniden keşfetmek midir acaba?

Her ne kadar aldığım notlarla bu metnin Türkçe bir yorumunu yapabilirim belki, ama burada çeviri değil başka bir düşünce üzerinde durmak istiyorum. Bu yazdığım kadar sildiğimi de göz önüne alınca biraz toparlayarak o noktaya gelelim artık dilerseniz.

Ama önce kabaca bir iki cümleyle yukardaki metnin ne söylediğini kendimce, dilim döndüğünce aktarayım: “Roma’da günlere verilen adların, isimlendirmenin tanrılardan yola çıkılarak yapıldığı ve yine Romalıların, tanrıların adlarını yıldızlara ve gezegenlere de verdikleri belirtilmektedir. Yahudiler içinse yedinci günün Sabat (Şabat) günü olduğu aktarılmaktadır.”

Şimdi madem bir işe başladık biraz daha detaya dalalım. Yukarıya bu çalışmaya özgü olarak (ad hoc) hazırladığım bir tabloyu ekledim ve bu tabloda haftanın 7 günü için 7 dilde kullanılan kelimeleri araştırdım.

Tablonun ilk sütunu sayıları ifade ediyor ki, bu sayılar bazı dillerde farklılıklara yol açacak. Buna sonra geliriz. Biz ikinci sütunu esas alarak, Latince ile başlayalım ve diğer dillerle karşılaştırarak devam edelim.

PAZAR: Hafanın ilk günü Pazar günüdür ve bu gün, adını tarih boyunca en çok korkulan, tapınılan ve en büyük güç olarak görülen “Güneş”ten almıştır. İngilizce, Almanca ve Norveç dilinde de bu durum aynen korunmaktadır. Fransızca’da ise Güneş kelimesi yerini doğrudan Tanrı (Dieu) kökenli bir kelimeye bırakmıştır. Latince “dies Dominicus” yani “Rabbin Günü” ya da “hüküm süren, Efendimizin günü” gibi. İleride tekrar geleceğiz ama bir parantez açarak Fransızca Pazar gününün birinci değil, yedinci gün olduğunu belirtmek isterim, ki bu da Şabat günüdür aslında. Bir kenarda dursun.

Türkçe ve Hırvatça ise önceki beş dilden çok farklıdır. Burada günler sayılar üzerinden gitmektedir. Her ne kadar bu bağlantıyı da ileride görecek olsak da şimdiden not edeyim. Pazar kelimesi “iş yapılmayan gün” ya da “alışveriş, çarşı günü” gibi bir anlam taşımaktadır.

PAZARTESİ: Hafanın ikinci günü Pazartesi bu anlamda Türkçe ve Hırvatça’da çok kolaydır. Pazar gününden sonraki gün. Bu da “ertesi” ve “po” ekleri ile gösterilmektedir. Ancak diğer dillerde tekrar tanrılara ve astronomiye yöneliyoruz. Çünkü Güneş’ten sonra en çok dikkat çeken unsur Ay olarak görünüyor. Dolayısı ile de İngilizce, Almanca ve Norveç dilinde bu uyumu hemen yakalıyoruz. “Ay” için Fransızca’da kullanılan kelime ise Latince “luna” yani “ay” şeklindedir, o yüzden ek bir bilgi ile yine aynı çıkarıma ulaşıyoruz.

SALI: Geldik hafanın üçüncü gününe. Güneş ve Ay sonrasında bu kez karşımıza Latince’de Mars gezegeni çıkıyor. Fransızca’da bu yapı korunurken diğer dillerde kopmalar başlıyor. Kuzey mitolojisine baktığımızda Odin’in oğlu, kılıç tanrısı, bir savaş tanrısı Tyr‘i görüyoruz. Dolayısı ile bu dille birlikte İngilizce ve Almanca’da isimlendirmenin buradan geldiğini düşünüyorum. Sayısal ilerleyen Hırvatça’da ise “ikinci” anlamına gelen eski Slavca kökenli bir kelime var. Bu da haftanın ilk gününün bu dilde Pazar değil, Pazartesi olduğunu ortaya koyuyor. Türkçe içinse benzer bir durum, ancak farklı bir sayı vardır. Çünkü “üç” sayısı için Farsça “se” ve Arapça “selase” kökü dikkat çekmektedir. Dolayısı ile sayı bazlı, ancak haftanın ilk gününün Pazar kabul edildiği bir sistem.

ÇARŞAMBA: Geldik hafanın dördüncü gününe. Tavla oynayanlar “se”den sonra “çehar” ve “panc” ile haftanın dördüncü ve beşinci günlerini “Çehar-şanbe” ve “Panc-şanbe” yani Çarşamba ve Perşembe olarak zaten çoktan çözmüştür. Hırvatça da “četiri” dört, “pet” ise beş anlamına geldiği için benzerlik devam etmektedir. Ancak onların gün farkı olduğu için araya “ortadaki gün” anlamında “srijeda” girmiştir.

Şimdi tekrar Latince’ye dönersek Mars’tan sonra Merkür ile karşılaşırız. Fransızca’nın güçlü takibi devam ederken İngilizce ve Almanca’da yine farklılıklar vardır. Almanca tıpkı Hırvatça’da olduğu gibi haftayı ikiye bölüm bu günü “hafta ortası” şeklinde isimlendirmiştir. Norveç dilinde Çarşamba günü, en güçlü ve tek gözlü tanrı olan Odin‘e atfedilmiştir. İngilizce içinse bu kez Germenic (Alman demek tam doğru olmayabilir) tanrılardan “Woden” bizi karşılamaktadır. Dolayısı ile Woden’in Günü “wednesday” olmaktadır.

PERŞEMBE: Hafanın beşinci gününü yukarıda kısmen açıkladım. O yüzden Latince devam edelim. Merkür’den sonra Jüpiter geliyor ve sevgili Fransızca bunu da aynen korumuş. Hatta Pazar dışında hepsi aynı diyebilirim. Kuzey mitolojisinden olmasa da Marvel maceralarından tanıdığımız, elinde çekici ile yıldırımların tanrısı olan “Thor”. İngilizce için zor değil bunu yakalamak, ancak Almanca için “donner” sözcüğünün “yıldırım” olduğunu söylemem sanırım yeterli olacaktır.

CUMA: Hafanın altıncı günü Latince ve Fransızca’da Venüs‘e bir atıftır. Kuzey mitolojisinde ise öngörü, bilgelik ile aşk ve sevgi tanrıçaları Frigg ve Freya muhtemel kaynaklardır ki, bunu İngilizce ve Almanca’da da görmekteyiz. Venüs’ün güzelliğe vurgusu ile birlikte morfolojik olmasa da semantik olarak bir uyum olduğu kanaatindeyim. Hırvatça’ya yukarıda değindim ve Türkçe için bunun Arapça “toplanma günü” kökünden doğrudan dile geçtiğini düşünüyorum.

CUMARTESİ: İşte hafanın yedinci ve son gününe, ama burada işler biraz karışıyor. Latince ve Fransızca temiz ve tutarlı. Güneş, Ay ile başlayan sistem; Mars, Merkür, Jüpiter ve Venüs ile devam edip Satürn ile tamamlanıyor. Bir haftada güneş sisteminin seçilmiş noktalarına tur diye satarlar bunu ilerde. Norveç dilini de kendi içinde tutarlı buluyorum. Güneş ve Ay, ardından da tanrıların isimleri ile bir sıra. Son gün ise ne tanrısal ne de galaktik. Tamamen kıyafet yıkamak anlamındaki “laugardagen”. Temiz kıyafet ve güzel giyim birçok şeyin başlangıcı. Türkçe’de yukarıdaki diller gibi bir mantık olmasa da kendi içinde uydurmuş. Cuma gününden sonraki gün. Pazar gününden sonraki gün. Aradada biraz sayı bazlı hatırlatma.

Geldik sorunların başladığı noktaya. Hırvatça ve Türkçe sayı bakımından benzer dedik, ama başlangıçlar neden farklı şimdi. Aslında “Genesis” (Yaratılış) üzerine yazılar biraz yol gösteriyor. Mesela Yahudiler için Tanrı’nın dünyayı 6 günde yaratıp 7. günü dinlenmeye ayırması ve bunu iş bırakma anlamındaki “Şabat” (Sabbatum) ile ifade etmeleri kendi içinde makul. Dolayısı ile de onlar için haftanın ilk günü Güneş’e değil Rab’be adanıyor. Yani bir sistemdeki 7, başka bir sistemde 1 oluyor. Benim anlamadığım ise ilk sisteme yakın olan Hırvatça’nın neden ikinci sistemdeki bir anlayış ile devam ettiği. Çünkü “Subota” Cumartesi için bir karşılık ve sayım sırasında iş bırakma gününden (Pazar) sonraki gün (Pazartesi) ilk gün olarak geçiyor. Fransızca’nın da Latince’ye yakın kalıp ilk gün ile yedinci gün arasında böyle bir ayrım yapması da ayrı bir soru işareti. İngilizce ve Almanca da duruma göre arada salınıyor.

Neyse sorular bitmez; dediğim gibi önemli olan “düşünmek”, (Cogito Ergo Sum) ve düşünerek var olmaksa, her gün yaşadığımız günlerin adlarının nereden geldiğini düşünerek şükür ki bugün de var olduk. Yazıyı sonuna kadar okuduysanız da gerçekten sağ olun, var olun. Ama neden ekonomi finans dışında yazmıyorsunuz diye soru gelmez artık herhâlde.

Görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Ergun UNUTMAZ, 05.04.2021


2 Comments

Leave a Reply to Ergun UNUTMAZ Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *