Book Reviews

Tarihin Işığında

 

İlber ORTAYLI[1]

“Tarihin İzinde” kitabındaki ilk derlemelerden sonra benzer şekilde röportaj ve makalelerin bir araya getirilmesi ile oluşturulmuş bir eserdir. İlber Ortaylı’nın tarih konusundaki engin bilgisi ve gerek doğu gerekse batı dillerine hâkimiyeti tüm kitap boyunca kendini hissettiriyor. Eserin doğası gereği farklı konuların bir arada sunulması yer yer kopmalar yaratsa da yazarın birçok alanda (ki birkaç başlıkta oldukça derinlere inebilen) bilgi vermesi anlatım tekniğinin gücünü göstermektedir.

 

tarihin ışığında

Benim bu kitaptan not ettiğim kişisel alıntılar ise şöyle:
  • İstediğiniz kadar beğenmeyin bugünkü Türkiye’nin İslam dünyasında bürokrasi geleneğine ve sağlam bir orduya sahip olan tek devlet olduğunu hiç kimse aklından çıkarmasın (s.15).
  • Dünyada bugün müthiş bir Amerikanlaşma var, ama biz o kültürün köküne inmiyoruz. Bu avamî bir kültürdür. … Bir kültür bizim toplumumuza tüm kalıplarıyla girmiyor. Ama avamî yönler istila ediyor (s. 20).
  • Osmanlı’da esas olan, yönetici sınıfın irsiyetten uzak olmasıdır. Sınıflar arasında geçişkenlik vardır; yükselme imkânı vardır. Oysa Batı’da zengin bir soylu, zenginliğini kaybetse bile sınıfında kalır (s. 21).
  • Türk toplumu, zeki çocuklarına yükselme fırsatı veren bir toplum olmaktan çıkmıştır (s. 22).
  • Harem, sarayın içi; özel ikametgâh. Mühim olan oraya getirilen kızların iyi yetiştirilip hayırlı bir izdivaç yapmasıdır (s. 26).
  • Yeni nesiller orijinal olmayan bir kültürün adamları olabilirler. Mesela Fransa geçen asrın Fransa’sı değil. Bakarsan bazı şeyler belki daha iyi ve daha müreffeh ve vatandaşlık bilincine erişilmiş durumda. Ama 19. yüzyılın parlaklığı, kültürü, orijinal havası ve rengi yok (s. 39).
  • Önce tarihçi olunacak, belge ve filolojide hâkimiyeti olacak ve coğrafya bileceksin (s. 56).
  • Osmanlı’nın dış politikasını genel olarak 1699 Karlofça öncesi ve sonrası şeklinde iki kısımda incelemek mümkün görünüyor.

Osmanlı ağır ateşli silahlar devletidir. Osmanlı’nın Safevi, Memluk gibi İslam devletlerinden farkı odur. Bir Rönesans tipi imparatorluktur aslında Osmanlı Devleti.

… 1683 öncesi Osmanlı’nın istekleri, tek taraflı olarak empoze edilen bir sisteme dayanır.  Viyana bozgunu sonrası diplomasi tekniği olarak Westfalia sistemine geçilmiştir (Roma Hukuk Sistemi).

… Karlofça’dan sonra Pasarofça Antlaşması (1718) oldukça önemlidir. Ve artık diplomatik muafiyet söz konusu, gelen sefirlerin ikameti söz konusudur. 1793’te artık Osmanlı “mukim” (daimî) elçilikler kuruyor. Viyana, Paris, Londra ilk eksen (ss. 67-69).

  • 1915 Ermeni Tehciri, ihtimal dâhilindeki bir isyana karşı düşünülmüş bir tedbir değildir. Fiilen ortaya çıkan isyan ve düşman ordusuyla işbirliğine karşı alınan ve günün şartları içinde kaçınılmaz olan bir karardır (s. 107).

Her boğazlaşma, her etnik çatışma soykırım olarak nitelendirilemez. … Soykırım için gerekli olan önyargılar, küçümseyici ifadeler, olumsuz bir ayrımcılık Osmanlı – Türk kültüründe yoktur (s. 113).

Ermenilerin tarihi gelişmeleri ve ulaşacakları hedef zamansız ve gereksiz bir harple sapmaya uğramıştır. Çoğunlukta olmadıkları bir bölgedeki gerçekleşmesi zor siyasi amaçları, diğer grupların tepkisini yaratmıştır. Harbin getirdiği ani yıkımın yarattığı panik, bu olaylar zincirini ortaya çıkarmıştır (s. 113).

  • Enver Paşa bir dâhiden çok çılgın hayallerin adamıydı ve genç Türk neslinin umumi kusuruna fazlasıyla sahipti; yani toplumu ve tarihi kendine göre değiştirmeye hazırdı (s. 120).
  • Bir yerde göç sona ermişse, o toplum eriyor demektir. Göç ister istila olsun ister barışçı bir sızma, iki yüze sahiptir.
  • Besleyemeyeceği nüfusu üretmek çok ağır bedeli olan bir toplumsal hatadır. Zira eğitilemeyen ve beslenemeyen göçmen kalabalıklar eninde sonunda marjinal cemaatlere dönüşürler (s. 132).
  • Üçüncü Dünya metropollerinden farklı olarak İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler beledi modernleşme ve kültürel kalkınma için anormal çaba harcıyor, ama gelen nüfus bir yandan bunları yutuyor. … Öte yandan potansiyelini kullanamayıp boşalan kırsal alan, yakın gelecekte Türkiye’yi besleyemeyecek (s. 134).
  • Papalık Devleti’nin tarihi, etkin ve bilgili diplomasinin tarihidir. Rahiplerin, bilhassa yüksek rütbelilerin davranışı ve bilgisi hayranlık uyandıracak düzeydedir. Bu iyi bir eğitimin köylü çocuğundan dahi âlim ve aristokrat yaratılabileceğinin ispatıdır. … Devletin rahip yetiştiren akademisine “Gregoriana” denir (s. 152).

Ergun UNUTMAZ, 28/07/2012


[1] Tarihin Işığında, Profil Yayıncılık, İkinci Baskı, 2009, İstanbul.