Book Reviews
-
Çayın Kültür Tarihi
Stephan REIMERTZ [1] Çay, her gün sorgulamadan tükettiğimiz bir içecek olduğu için üzerine düşünmeye ya da okumaya değer bulmayabiliriz; hatta hemen hepimizin bu konuda da uzman olduğu bile öne sürülebilir. Tüm bunlara ek olarak kimileri kitabın konu derinliği/sayfa sayısı orantısını yetersiz ve yazarının da bir Alman olduğu için uzman olamayacağını düşünse de bu görüşe katılmak oldukça güç. Ön yargılarımızı bir kenara bırakarak, 5.000 yıllık bir tarihi olan bir içeceğin doğası hakkında bilgi edinmek; çayın kültürleri, ulusların günlük yaşamlarını ve uluslararası ilişkileri nasıl etkilediğini öğrenmek ve en azından mükemmel (?) bir fincan çay içmek için bu kitabı okumanızı öneririm. Bir sohbet tadında başlayan tarihi bilgi aktarımını okuyucunun ilgisini çekmekte başarılı…
-
Dillerin Kökeni Üstüne
Jean – Jacques ROUSSEAU İlk kez 1781’de, yani Rousseau’nun ölümünden üç yıl sonra yayınlanan bu eserin yazım tarihi tartışma konusu olup bu çalışma Rousseau’nun diğer eserlerini tamamlayıcı bir özellik göstermektedir. Rousseau, dilin ya da toplumun kökeni üzerine araştırmalarında aslında toplumun gelişimini açıklamaya, incelenecek nesnenin doğasını anlamaya çalışmaktadır. Rousseau, dilin bulunuşunun bütünüyle rastlantısal olduğundan söz ederek tartışmaya başlar. Bunu ardından, ilk ses olarak kabul edilen “doğanın çığlığı”ndan sonra jestlerin diline geçildiğini, daha sonra da söylemin ortaya çıktığını savunur. Bu eserin daha ilk cümlelerinden itibaren kavramları ve olguları sorgulayan, görünenin arkasındaki gerekçeleri araştıran, pozitif düşünce tarzını hissediyorsunuz. Doğal olarak kullanılan dil ve anlatım tekniği de bir roman ya da hikâyeden farklı…
-
Steve Jobs
Walter ISAACSON Aspen Enstitüsünün CEO’su olan Walter Isaacson CNN’de başkanlık ve Time dergisinde sorumlu yazı işleri müdürlüğü yapmıştır. Einstein, Benjamin Franklin ve Henry Kissinger biyografilerinin yazarıdır. Steve Jobs ile tanışıklığı 1984 yılına dayansa da biyografi yazımı fikri 2004 yılının başında Jobs’ın kendisini araması ile gündeme gelmiş olup yazım planının proje hâline dönüşmesi ise 2009 yılbaşıdır. Bu proje, kendisi ile 40 civarında resmî röportaj, uzun yürüyüşler, telefon görüşmeleri, belgeler ile diğer kişiler ve kaynakların aktarımlarına dayanarak hazırlanan bir biyografi olarak sonlanmıştır. Isaacson giriş yazısında şöyle bir tespitte bulunmaktadır: “Bu kitap kusursuzluk tutkusu ve azmi sayesinde altı endüstride: kişisel bilgisayarlarda, animasyon filmlerde, müzikte, telefonlarda, tablet bilgisayarlarda ve dijital yayıncılıkta çığır açan yaratıcı…
-
Ahlak Sosyolojisi
Prof. Dr. Mustafa GÜNDÜZ[1] “Dünyada çok ciddi bir ahlâk sorunu olduğu herkesin malûmudur.[2] Üstelik, bu durum geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde çok ve yoğun bir biçimde hissedilmektedir. Kendi ahlâk sorunlarının yeni farkına varabilen Türkiye, bu alanda çözümler üretmezse, başka birçok konuda başarıya ulaşamayacağını anlamaya başladı.” sözleriyle neden böyle bir eser yazmaya ihtiyaç duyulduğunu yazar 2005 yılındaki önsözünde ortaya koymuştur. Ahlak kavramı, Türkiye’nin önemli filozoflarından Doğan ÖZLEM’in “Ahlâk, bir kişinin, bir grubun, bir halkın, bir toplumsal sınıfın, bir ulusun, bir kültür çevresinin vd. belli bir tarihsel dönemde yaşamına giren ve eylemlerini yönlendiren inanç, değer, norm, buyruk, yasak ve tasarımlar topluluğu ve ağı olarak karşımıza çıkar.” tanımı ile başlayarak, ahlak kavramının kökeni, anlamı,…
-
Dublinliler
James JOYCE[1] 1882 yılında Dublin’de doğan ve hemen hemen bütün yapıtlarında doğduğu ve büyüdüğü şehre yer veren James Joyce, 1941’de Zürih’te ölmüştür. 1914 yılında yayınlanan bu ilk eseri 1987 yılında Türkçeye çevrilmiştir. Murat Belge’nin önsözü ve çevirisi böylesi önemli bir yapıta değer katmış ve eserin geniş bir okuyucu kitlesi ile buluşmasını sağlamıştır. James Joyce’un anlatım tekniğinin oldukça güçlü olduğunu ve aynı zamanda 20. yüzyıl edebiyatı üzerinde şekillendirici bir etkisinin göründüğünü söyleyebiliriz. Nitekim, Orhan Pamuk bu etkiyi şöyle ifade etmiştir: “Zola’nın metni bir babanın elimizden tutarak bize ‘Bak şu binaya ve düşün,’ demesine benzer. O binanın anlamını belki apaçık söylemez, ama sezdirir. Joyce’un metni ise bizi, o binanın duvarına çarptırır.…